menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İktidar, muhalefet, seçim, sandık

5 0
yesterday

Seçim tartışmaları sürüyor:

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan: “Ne hükümetimizin, ne milletimizin yakın vadedeki siyasi koordinatlarında erken veya ara seçimin yer almadığının bilinmesini istiyorum.”

MHP Lideri Bahçeli: “Son günlerde hiç durmadan yinelenen vakitsiz seçim çağrısı; basiretsiz muhalefetin ayak oyunlarıdır. Seçim diye tutturanlar, milletin derdiyle değil, kendi telaşlarıyla konuşmaktadır.”

Ana Muhalefet Lideri Özel: “Ara seçime de varız, erken seçime de varız. Ara seçime karşı olmak, Anayasa’ya karşı çıkmaktır!”

Saadet Partisi Lideri Arıkan: “Hiçbir muhalefet partisi, önünde bir seçim imkanı olması durumunda seçimden kaçmaz. Her seçime hazırlıklı bir siyasi hareketiz. Erken seçim Türkiye için kaçınılmaz bir süreç. Külliye’deki gündemle Anadolu’daki gündem arasında uzaktan yakından alaka yoktur!”

Bugün böyle yapılıyor seçim olsun mu, olmasın mı tartışmaları.

1948 yılında, ‘’Milli Şef’’ iktidarı günlerinde yayımlanmış bir dergiden aldık, muhaliflerin seçim olsun beyannamesini. Nüfusumuzun 18 milyon olduğu da kayıtlı üstelik.

“Ey kahraman Türk ordusu,

Ve ey asîl ve faziletli Türk adliyesi,

Vatan tehlikededir. Sizler, bütün Türkler, hepimiz ve bütün dünya bu müthiş hakikatı görüyoruz. Hangi kâbus, tarihimizin en çok ihtiyaç gösterdiği şu son derece nazik günlerde, Türk milletinin hakikî mümessilleri, bilgi, fazilet, tecrübe, liyakat, feragat ve bin bir insanî meziyet sahibi evlâtlarını Türk parlâmentosundan uzak tutuyor? Büyük Türk milletinin bu acıklı durumdan, Türk vatanını bu müthiş tehlikeden yalnız siz kurtarabilirsiniz.

Ey kahraman, asîl, faziletli Türk evlâtları! On sekiz milyon Türk kalbi yaslı ve gözleri yaşlı sizden meded umuyor! Türk vatanını ve Türk milletini kurtarınız!”

ÇİZGİLERDE SAKLI HAYAT FOTOĞRAFLARI

Millî Gazete’mize de emek vermiş karikatüristlerimizden rahmetli Cafer Zorlu’nun Ocak 1960’ta yayımlanmış bu çizgileri tam bugünümüzü anlatmaktadır.

Saadet Partisi Liderimiz Sayın Mahmut Arıkan Başkan’ın “Biz, sistemin alternatifiyiz!” sözünün ışığında okuyalım.

Çınar, devletimizdir.

Eli baltalı kasabalının kim olduğu ise çeyrek asırdır milletimizin malumudur.

Saadet Partisi, şahısla uğraşmadan sistemin yanlışını engellemeye çalışmaktadır ve bunu da başaracaktır.

KOPMAK ve YİTİRMEK DİYORLAR

ÇOCUKLAR KÜÇÜK FİİLLER ÇARESİZ

“Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir çocuk, ilköğretim okuluna girip bir öğretmen ve sekiz öğrenciyi hayattan koparıyor; tüm Türkiye şokta, evlatlarını yitiren aileler perişan. Fakat muhalif güruh siyasi fırsatçılık peşinde.”(Sabah Gazetesi/18.04.2026/Çocuklarımızı tarikattan kim koruyacak/Salih Tuna)

Farsça kökenli “Değersiz, aşağı görülen, küçümsenen topluluk, ayak takımı, sürü” anlamında kullanılan “Güruh” kelimemiz, fıkralar üreten resmi hizmet yazarlarını en az yedi kelime israfından kurtardığı gibi, zaman zaman muhaliflerini aynı kelimeyle anlatan Sayın Cumhurbaşkanı’na onay ve destek veriyor olmalarının da belgesidir.

Lakin konumuz algı sosyolojisinin kime, ne kazandırdığı değil, ülkemizin kayıplarıdır.

Hayattan kopan öğretmen ve sekiz öğrenci, şoktaki Türkiye, yitirilen evlatlar, perişan aileler…

Acısı belirsiz bu sıfat tamlamalarından sonra, fırsatçılıkları sıralanmış güruhun.

Depremler ve orman yangınları sonrasında konuşulanlardan ne anladıysa, yahut aklında sadece bunlar kaldıysa sayın yazarın, ya da iktidarın icraat dosyasında en çok bu kelimeler geçiyorsa…

Bir sebebi olmalı fırsatçılığın?

“Sayın Bakan’la anlaşılan o ki; görülmemiş bir hesapları var; nedenini tam olarak bilemiyorum ama tarikatlarla ilgiliymiş galiba.”

Nedenini bilememesinin nedenini sayın yazarın, kim bilebilir?

23 Nisan çocuklarını katleden çocuğun Amerika’daki benzerlerini bilen, İngilizce derecesini bilen, “Deha”sını bilen, New York psikiyatristlerinin hastalarındaki kibri bilen sayın yazar, uydurduğu “Deccal Tarikatı” tanımıyla ‘’Bakan’’ savunması yaparken, sorumluluğu halkın üzerine atıyor: “Deccal Tarikatının bilumum ayartıcı ağlarından çocuklarımızı nasıl koruyacağız?’’

Çeyrek asırdır iktidarda olan bir partinin Milli Eğitim sorumlularının aklına niçin hiç düşmedi sorusunun şimdi yeri olsa da cevap aramadan, aynı gazetenin bir diğer yazarının bir başka cinayet haberini yorumlamasına geçeceğiz.(Sabah Gazetesi/19.04.2026/Gülistan Doku cinayeti ve bir adalet arayışı/Mahmut Övür)

“Tüm 6 yıl önce, Tunceli’de, Türkiye’nin gündemine oturan bir ‘kayıp’ olayı yaşandı.”

“Kaçırılmış mıydı, intihar mı etmişti, yoksa öldürülmüş müydü?”

Cevabı aranan sorunun ihtiva ettiği üç ihtimalin de varacağı yer, (ne hikmetse) olağan hal gibi sunuluyor!

“Ailesi, arkadaşları yıllara varan bir mücadele yürüttü ama o sorulara bir cevap alınamadı.”

Niçin alınamadığının izahı da verilmiş.

Soruşturma, intihar ettiği tezi üzerine kurulduğu için bir sonuç çıkmamıştı.

“Bir savcı dosyayı yeniden ele aldı.’’

‘’Gülistan Doku’nun bir cinayete kurban gittiği ortaya çıktı.”

“Arka planda cinayetten uyuşturucu alemine uzanan, delil karartan ve adaleti engelleyen kirli bir yapı vardı.”

Yeni bir siyasi iklim: ‘Terörsüz Türkiye’ ve arındırıcı ‘Temiz eller’ operasyonu.

İtiraflarımız da övünç yüklüdür bizim.

“Faili meçhul kalmış birçok cinayetin aydınlatılması da bu sürecin bir parçasıydı.”

‘’Kayıp’’ ablası Savcı ve Adalet Bakanı’na teşekkür ediyor.”

Geçen 6 yıl içinde ilgililere o teşekkürden edilmemesi, “Terörsüz Türkiye” sloganımızın devrede olmamasından mıdır?

Yazısının girişinde “Orhan Gazi’ye ait olduğu söylenen ‘Adalet er veya geç tecelli eder’ sözünden destek alan sayın yazar, iyi bildiği Avrupa’dan da Mirabeau örneğini verir: “Adalet topaldır, ağır ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır.”

Mehmet Akif Ersoy’un “Kenar-ı Dicle’de” diye başlayan beytini Mayıs 2014’te, “Bu ülkenin başbakanı olarak açıkça ifade ediyorum ki, Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır” ifadesiyle paylaşan Sayın Erdoğan’dan örnek verilmemesi, akarsu adının farklılığından ve kazanılmaya ayarlı bir seçim zamanı olmadığından mıdır?

Yoksa hafızaları ve kalemleri yorgun resmi hizmet yazarlarıyla ‘’The End’’ günlerine böyle yürünüyor (mu) diyelim?

Katliamcı çocuğu tanıyanlar ve bilhassa sınıf arkadaşları, onu anlatıyorlar sosyal medya paylaşımlarında.

Teferruatını yazamayacağımız o ifadeleri, anlatıcı çocukların ebeveynleri, velileri ilk defa duyuyor olamayacaklarına göre, sorumuz şudur: İlgili makamlara rahatsızlıklarını bildirenler olmuş mudur?

İki cevabı olur bu sorunun: Birincisi okul idaresine veya il yönetimindeki başka makamlara bildirilmiş ise, netice ne olmuştur?

Hiçbir veli veya kimse, hiçbir makamı haberdar etmemiştir, cevabı da ikinci şıktır.

Her halükarda, bu şıkların doğruluğu kabul edildiğinde ise, yaşanan vehametin boyutunu anlatan yeni bir tanım bulunmalıdır.

Kapsama alanı, bana neciliğin ötesindeki bir sessizlikte yaşamak, olan bir tanım.


© Milli Gazete