ABD–İran ateşkesi neden bozuldu? Çünkü bu bir ateşkes değil, muğlaklıklar metniydi
ABD ile İran arasında ateşkes ilan edildiğinde neredeyse herkes büyük bir iyimserlik havasına girdi. “Savaş bitti”, “mesele çözüldü”, “İran galip geldi”, “ABD geri adım attı” şeklinde aceleci değerlendirmeler yapıldı. Ortada kalıcı bir barış kurulmuş gibi alkışlar yükseldi.
Ben ise daha ilk gün bu iyimserliğe katılmadığımı, açıklanan metne ciddi tereddütlerle yaklaştığımı açıkça ifade ettim.
Çünkü 14 maddelik metin incelendiğinde bunun ayrıntıları belirlenmiş, savaşan bütün tarafları bağlayan ve ihlal hâlinde ne yapılacağını ortaya koyan gerçek bir ateşkes anlaşması olmadığı görülüyordu.
İsrail savaşın fiilî tarafıydı ancak imzacı değildi. Lübnan cephesindeki çatışmaların nasıl durdurulacağı belli değildi. ABD kuvvetlerinin hangi ülkeden, hangi bölgeden ve ne kadar uzaklaştırılacağı açıklanmamıştı. İran’ın hangi nükleer tesislerinde, hangi uranyum zenginleştirme oranıyla ve hangi denetim sistemiyle sınırlandırılacağı yazılmamıştı. İhlalin tanımı, yaptırımı ve uyuşmazlık çözüm mekanizması yoktu.
Bu nedenle daha o gün şu soruyu sordum:
Savaşan tarafların tamamını bağlamayan, takvimi, denetimi ve yaptırımı bulunmayan böyle bir metin ne kadar yaşayabilir?
Aradan geçen zaman ve sahada yaşanan gelişmeler, maalesef bu tereddütlerimde haklı olduğumu gösterdi.
Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılar yeniden başladı. ABD ile İran birbirlerini ateşkesi ihlal etmekle suçladı. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları durmadı. Askerî karşılıklar yeniden devreye girdi ve büyük umutlarla ilan edilen ateşkes kısa süre içinde fiilen çöktü.
Aslında bozulan sağlam bir barış anlaşması değildi.
Daha ilk günden muğlaklıklar üzerine kurulmuş, çatışmayı çözmek yerine yalnızca erteleyen siyasi bir mola sona ermişti.
Bu ateşkes neden bu kadar kolay çöktü?
Çünkü savaş durdurulmuş görünse de savaşın sebepleri, cepheleri, tarafları ve yükümlülükleri açıkça tanımlanmamıştı.
“ABD kuvvetleri İran sınırından çekilecek” deniliyordu.
Irak’taki Amerikan birlikleri mi?
Suriye’deki kuvvetler mi?
Bahreyn’de konuşlu ABD 5. Filosu bu kapsama giriyor muydu?
Katar’daki El-Udeyd Üssü, Kuveyt’teki birlikler ve BAE’deki Amerikan askerî unsurları ne olacaktı?
ABD’nin İran’la doğrudan kara sınırı bulunmadığına göre, “İran sınırından çekilmek” ifadesi coğrafi ve askerî olarak ne anlama geliyordu?
Birkaç kilometrelik taktik bir yer değiştirme mi?
İran’ın komşusu olan ülkelerdeki üslerin boşaltılması mı?
Yoksa ABD’nin bütün Kenger Körfezi’ndeki askerî varlığının azaltılması mı?
Bunların hiçbiri açık değildi.
Nükleer program sınırlandırılacak ama nasıl?
Metinde İran’ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılmasından söz ediliyordu. Fakat bunun ne anlama geldiği de belirsizdi.
Hangi tesisler kapsama girecekti?
İran uranyumu hangi orana kadar zenginleştirebilecekti?
Mevcut zenginleştirilmiş uranyum stoku ne olacaktı?
Yurt dışına mı çıkarılacaktı?
Santrifüjlerin kaçı sökülecek, kaçı çalışmaya devam edecekti?
Denetimleri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı mı yapacaktı?
Denetçiler hangi tesislere, hangi sıklıkta ve hangi yetkiyle girecekti?
Bu kadar önemli bir konuda tesis adı, oran, miktar, takvim ve denetim usulü bulunmuyorsa “nükleer programın sınırlandırılması” ifadesinin bağlayıcı bir hüküm olmaktan çıkıp siyasi bir temenniye dönüşmesi kaçınılmazdır.
Hürmüz Boğazı’nda hangi rejim uygulanacaktı?
Ateşkesin çökmesinde Hürmüz Boğazı meselesi merkezî bir rol oynadı.
“Seyrüsefer serbest olacak” denildi.
Ancak serbestliğin nasıl uygulanacağı açıklanmadı.
İran’ın kendi karasularından geçen gemilerden önceden bildirim isteme hakkı olacak mıydı?
Ticari gemilerle savaş gemileri aynı kurala mı tabi tutulacaktı?
İran’ın kontrol etmek istediği bir gemi buna uymazsa........
