Coğrafyanın Ka(e)deri
Ortadoğu’daki devletlerin çoğunluğu meşruiyetlerini toplumsal uzlaşıdan almıyor. Onun yerine tarihsel, siyasal ve askerî müdahalelerle şekillenmiş emperyal düzenin sunduğu imkânlara dayanıyor. Bu devletler, halklarının rızasına dayalı bir yönetim biçimi geliştirmek yerine, güvenlik aygıtlarını güçlendiren, itaat üretmeye odaklanan ve muhalefeti bastırmayı siyasal istikrarın ön koşulu olarak gören otoriter yapılar üzerine inşa edilmiştir. Böyle bir meşruiyet zemini, toplumla devlet arasında sahici bir bağ kurmak yerine, korku ve kontrol üzerinden yürüyen kırılgan bir ilişki üretir.
Otoriter anlayışın bu baskıcı tutumu toplumsal barış üretmiyor, onun yerine büyük bir sessizlik üretiyor. Bu sessizlik hali içten içe bir tepkiyi de büyütüyor. Çünkü halk siyasete müdahale edemiyor, siyaset küçük bir zümrenin tekelinde ilerliyor. Toplumsal talepler kamusal alanda ifade edilemedikçe içeride birikir, sertleşir ve zamanla patlamaya hazır bir öfkeye dönüşür. Bu nedenle bu coğrafyadaki birçok ülkede istikrar olarak sunulan şey, gerçekte ertelenmiş bir kriz hâlidir.
Belki de Arap Baharı denilen sürecin başlama motivasyonu bu sessizlik halinin birikimiydi. Siyasetten dışlanmış, ekonomik olarak yoksullaştırılmış ve kimlikleri bastırılmış geniş kitleler, ilk kez kendi seslerinin duyulabileceğine dair bir ihtimalle........
