menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Resmî Gazete’de Yayımlanan Kenevir Yönetmeliği Gölgesinde: Belgeli Gerçekler mi, İnanılmak İstenen Yalanlar mı? Kenevir, Bilim ve Linç Kültürü

13 1
31.01.2026

Bir köşe yazısı yayımlanır. Bir haber yapılır. İçinde isim vardır, belge vardır, video vardır, tanıklık vardır. Buna rağmen bazıları için bunların hiçbirinin kıymeti yoktur. Çünkü onlar için asıl belirleyici olan şey belge değil, algıdır.

Prof. Dr. Dilek İnan hakkında kaleme aldığım yazının ardından gelen yorumlar, tam da bu ülkenin kronik hastalığını bir kez daha gözler önüne serdi: Bilgiye bakmadan hüküm verme refleksi.

Gelin, yöneltilen iddiaları ve “soru” gibi sunulan ithamları tek tek ve sakinlikle ele alalım.

1. “Hiçbir yerde kayıtlı bilgi yok, akademik geçmişi çıkmıyor.”

Bu iddia ilk bakışta masum bir soru gibi duruyor. Ancak temel bir yanlışı içinde barındırıyor:

“Arama motorunda çıkmayan bilgi yoktur” varsayımı.

Prof. Dr. Dilek İnan, kendi beyanıyla da açıkça ifade ettiği üzere, Almanya’da yaşadığı hukuksal ve mesleki süreçlerin ardından kendi iradesiyle akademik ve mesleki kayıtlarını aktif sistemlerden sildirmiştir. Bugün Almanya’da yalnızca yasal çerçevede, tedavi uygulamadan, danışmanlık faaliyeti yürütmektedir.

Bu durum ne hukuka aykırıdır ne de olağandışıdır.
Akademik hayattan çekilmiş, diplomalarını aktif kullanmayan, kamusal görev almayan birçok bilim adamı ve bilim kadını vardır.

Google’da görünmemek, hiç var olmamış olmak anlamına gelmez.

Üstelik yazımda, bu duruma ilişkin doğrudan kendi beyanı da açıkça yer almaktadır.

2. “Belgeler sahte olabilir, başlık kaymış, imza sahte.”

Burada artık soru sormaktan çıkıp itham üretme aşamasına geçildiğini görüyoruz.

Şu soruyu sormak zorundayız:

Bir sosyal medya kullanıcısı, ekrana baktığı bir görselden belgenin sahte olduğunu nasıl tespit edebilir?

– Hangi adli belge inceleme yetkisiyle?
– Hangi kurum adına?
– Hangi uzmanlıkla?

Ortada açıkça paylaşılan diplomalar varken, bunların sahte olduğuna dair tek bir somut delil sunulmamıştır.
Belge sahteciliği iddiası, hukuki bir iddiadır. Sosyal medya kanaatiyle değil, savcılık soruşturmasıyla ispatlanır.

Eğer gerçekten sahteyse, yapılacak şey bellidir:
Algı üretmek değil, resmî başvuru yapmak.

3. “Heilpraktiker eğitimi almış, doktor olsa buna gerek yoktu.”

Bu yorum ise konunun en açık şekilde bilinmeden konuşulduğunu gösteriyor.

Almanya’da Heilpraktiker eğitimi, tıp doktoru olmayanlar için olduğu kadar, tıbbı bırakmış veya aktif doktorluk yapmayan kişiler için de yasal bir danışmanlık çerçevesi sağlar.
Bu eğitim, “doktor değildir” kanıtı değil, mevcut yasal zeminde faaliyet gösterebilmenin gereğidir.

Kaldı ki Prof. Dr. Dilek İnan, bugün aktif tıbbi tedavi uygulamadığını, diplomalarını bu amaçla kullanmadığını zaten açıkça ifade etmektedir.

Yani burada bir gizleme değil, şeffaflık vardır.

4. “Gazeteci olarak kurumlardan teyit aldınız mı?”

Evet, bir gazeteci olarak yaptığım şey şudur:

– Belgeyi gördüm.
– Tanıklığı dinledim.
– Kongredeki konuşmayı kesintisiz, kırpılmamış video olarak kaydettim.
– Açık kaynaklara, kişisel beyanlara ve sunulan belgelere dayandım.

Bir gazeteci, savcı değildir.
Bir köşe yazısı, soruşturma dosyası değildir.

Eğer iddia sahipleri gerçekten bu kadar eminse, gazeteciyi değil, ilgili kurumları göreve çağırmaları gerekir.

5. “Onkoloji uzmanı değil, kanseri kenevirle yendiğini........

© Milli Gazete