Teraziyi kaybetmek
İnsanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri kötülüğün varlığı değildir. Kötülük, Adem'in yeryüzüne indirildiği günden beri bizimle birliktedir. Asıl trajedi, insanın kötülüğü fark edecek ölçüyü kaybetmesidir. Çünkü günahın bulunduğu yerde tövbe mümkündür; fakat ölçünün kaybolduğu yerde neyin günah, neyin sevap olduğunu tayin etmek bile imkânsız hâle gelir.
Kur’an’ın inşa ettiği insan, kusursuz insan değildir. Kusursuzluk yalnızca Allah’a mahsustur. İslâm’ın talep ettiği şey, hatasız bir hayat değil, muhasebesiz bir hayat yaşamamaktır. Mümin her gün kendi nefsinin mahkemesine çıkar. Hesap gününe inanan biri için hayat, ertelenmiş bir muhasebeden ibarettir. Dünyada yaptığımız her tercih, ahirette önümüze çıkacak bir dosyanın içine yerleşmektedir.
Modern çağın insanı ise muhasebe fikrini büyük ölçüde terk etti. Onun yerine performans fikrini koydu. Eskiden insanlar iyi olup olmadıklarını sorarlardı; şimdi başarılı olup olmadıklarını soruyorlar. Eskiden vicdan terazisi vardı; bugün verimlilik cetvelleri var. Eskiden insanın değeri hakikate yakınlığıyla ölçülürdü; şimdi piyasa değerleriyle ölçülüyor.
Mesele yalnızca ekonomik değildir. Bu dönüşümün kökleri çok daha derinlerdedir. Kadim dünyanın büyük medeniyetleri göğe bakarak yaşamıştı. Mısır piramitleri, Mezopotamya zigguratları, Hint tapınakları, Çin gözlemevleri ve İslam medreseleri insanın yalnızca yeryüzüne ait olmadığını hatırlatıyordu. İnsan başını kaldırdığı zaman kendisinden daha büyük bir........
