menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

RP-MÇP-IDP ittifakı Nurculardan RP’ye destek açıklaması

26 0
03.03.2026

Mesut Yılmaz'ın baskın biçiminde düşündüğü 21 Ekim 1991'de yapılacak erken seçim için DYP ve RP müthiş atağa geçti. DYP medyanın da desteğini almıştı. Büyük reklam kampanyası da başlatan Demirel, artık ANAP iktidarının sona erdiğini ve yine kendisinin Başbakan olma zamanı geldiğini düşünüyordu. Özal'a sert eleştiriler yöneltti. Seçim kampanyasından değişim mesajları vermeye çalıştı. Demirel, Boğaz Köprüsü’nden geçiş parasını yarı yarıya indireceği, herkese araba ve ev için iki anahtar vereceği gibi vaadlerde bulunuyordu.

Demirel demokrasi için savaştığını söylüyor ve her kesimden ödünç oy istiyordu. Kendisi için bir şey istemiyor, amacının Türkiye'yi eskisi gibi şahlandırmak olduğunu söylüyordu. Bir anda Demirel rüzgârı esmeye başladı.

RP ise zaten hazır kıta gibiydi ve barajı aşmak için yoğun bir faaliyet içine girdi. Bu seçimde barajlar parçalanacak, RP meclise girecekti. Ama her şeyden önemlisi Erbakan'ın mutlaka Meclise girmesi ve RP'nin grup kurmasıydı.

MGV (Milli Görüş Vakfı) gençliğine, AMGT (Avrupa Milli Görüş Vakfı) fedailerine, hatiplere, teşkilatlara, araba konvoyu çalışmalarına, kadınların çalışmaları da eklenmişti. RP Hanımlar Komisyonu'nda yoğun bir faaliyet gösteren kadınlar ve kızlar, parti çalışmalarına daha da hız kazandırdılar. Toplu halde ellerinde karanfillerle ev ve işyerlerine ziyaret turları düzenleyerek, RP'nin propagandasını yapıyorlardı.

Bu dönemde RP'nin HEP'le ittifak yapması gündeme geldi. HEP, Güneydoğu'da etkin olan bir partiydi ve Kürt seçmenlere hitap ediyordu. RP ve HEP ittifakı söylentisi Kürt kökenli seçmenler, radikal İslamcılar ve kimi İslamcı yazarlar tarafından olumlu karşılandı. Daha önce partisiz oldukları halde RP güçlenince RP'li olan bazı isimler bu ittifakı yararlı buluyorlardı. Ama bu ittifak söylentileri, Güneydoğu dışında kalan bölgelerdeki RP seçmenlerini tedirgin ediyordu. Zira onların gözünde bu, “PKK ile ittifak yapmak” demekti ve İç Anadolu, Karadeniz, Ege ve Batı bölgelerinde oy kaybı olacağı kesindi.

RP yönetimi de bu düşünceye sahipti ve ittifak gerçekleşmedi. RP'nin tek başına seçime gireceği açıklandı.

Bir süre sonra RP'nin Türkeş'in partisi MÇP ile ittifak yapacağı söylentileri yayıldı. Bu bir anda geniş bir kesimde heyecan oluşturdu. Çoğu cemaat ve tarikatlar da bu ittifakın olmasından yanaydı. MÇP'nin barajı aşması zordu ama RP ile ittifak kurarsa onlar da Meclis'e girebileceklerdi. Aykut Edibali'nin IDP'sinin de ittifaka dâhil olacağı söylenince muhafazakâr çevreler daha da sevindi. Olay netleşmeden muhafazakâr çevreler, Türkiye ve Zaman gibi gazeteler ittifak kurulmuş gibi yayın yapmaya başlayarak, Erbakan üzerinde baskı oluşturdular.

Öyle bir hava estirildi ki, bu ittifaka yanaşmayan parti ihanet etmiş kabul edilecekti. Hem RP tabanında, hem MÇP tabanında rüzgârlar esiyordu. Yıllardır birbirine mesafeli olan İslamcılar, Ülkücüler ve Mücadeleciler güç birliği yapacak, inananlar bir çatı altında toplanacaktı. Bu ittifak başka çevre oyları da getirecek ve ittifakçılar Meclis’e girip iktidar adayı olabilecekti.

Ancak RP yönetimi MÇP ile ittifak yapmanın Güneydoğu'da getireceği oy kaybını düşünüyordu. Güneydoğu RP'nin oy deposuydu, MÇP ile ittifak kurulunca kesinlikle oy kaybı olacaktı. Acaba diğer bölgelerden gelecek oylar bu kaybı nasıl etkileyecekti. Sonuçta bu ittifakın daha kazançlı olacağı görüşüne varıldı. RP- MÇP-IDP ittifakı kamuoyuna açıklandı ve muhafazakâr çevre adeta bayram etti. Üç parti RP çatısı altında seçime girecekti. Türkeş ise RP'den bağımsız adaydı. Bu durum “Kırat”ı yeniden şahlandırmaya çalışan Demirel'i, partisinde cemaat ve tarikatlara yer olmadığını söyleyen Mesut Yılmaz'ı kaygılandırdı.

Bu ittifaka karşı az da olsa sıcak bakmayanlar vardı. Onlara göre RP'nin ambleminde yer alan başak, kurtlanmıştı.

Gülen’den İtttifak’a ters bakış

ANAP'tan RP'ye geçen Melih Gökçek'in mimarı olduğu RP-MÇP-IDP ittifakına yoğun ilgi vardı. Türkiye ve Zaman gazetesinin bütün gücüyle ittifaka destek olması RP'li tabanı bile şaşırtmıştı. Zaman gazetesi ile RP tabanı arasında Körfez Krizi yeni yaşanmışken, şimdi bunlar unutulmuş, Zaman gazetesi neredeyse Milli Gazete'den daha çok ittifaka destek verir olmuştu. Bazıları bunda bir tuhaflık bulsa da, çoğunluk geçmişe çoktan sünger çekerek, büyük bir coşkuyla ittifakın iktidarı için çalışmaya başladılar.

İttifak iktidardaki ANAP'ta fırtınalar koparıyordu. Parti içindeki muhafazakârlar bu ittifakın asıl mimarı olarak Mesut Yılmaz'ı görüyor ve onu basiretsizlikle suçluyordu. Mesut Yılmaz partinin başına geçer geçmez dini cemaatleri ve tarikatları karşısına almış, onları partiden uzaklaştırmıştı. Onlara göre Mesut Yılmaz'ın Türkiye gerçeklerinden haberi yoktu. Kendisinin ve Özal'ın partisinin sonunu hazırlıyordu.

İttifak, Demirel'in DYP'sinde de kaygı uyandırmıştı. Cemaatlerin ve tarikatların ittifaka yönelmesi özellikle kırsal kesimde DYP oylarını olumsuz yönde etkileyecek görünüyordu. Vatandaş tam ANAP'tan bıkıp DYP'ye yönelecekken ittifakın kurulması bu akışı şüphesiz engelleyecekti.

Her iki partiden MÇP'ye ittifaka katılmaması için mesajlar gitti. Türkeş'i Erbakan'la bir olmaması için uyardılar. Gerekirse birlikte ittifak kurabileceklerini belirttiler. Ama sonuç değişmedi. Türkeş sağ kesimde büyük bir coşkuya neden olan ittifaktan ayrılmayı göze alamadı. Zaten “İttifakı bozan vebal altındadır” yayınları ve anlayışı ittifaktaki üç partiyi de bağlayan en kuvvetli baskıydı.

Seçime iki gün kala Zaman gazetesinde Fethullah Gülen'le yapılan bir konuşma muhafazakâr kesimlerde soğuk bir duş etkisi yaptı. Fethullah Gülen bu konuşmasında ittifaka mesafeli olduğunu hissettiriyordu. İttifaktan gelecek için bir şey beklemediğini söylemiş ve ittifakı önemsemiyormuş havası vermişti.

Tabii onun bu konuşması RP'lilerle Fethullah çevresini yeniden karşı karşıya getirdi. RP'liler, Fethullah Hoca'nın yine yan çizdiğini, mutlaka bir yerlerden işaret aldığı için seçime iki gün kala bu konuşmayı yaptığını söylediler. Aslında sadece RP'liler değil, ittifakı oluşturan geniş taban da Fethullah Hoca ile bu anlamda karşı karşıya kalmıştı.

Asıl şoku ise gerçekte Fethullah Hoca cemaati yaşıyordu. Bugüne kadar Zaman gazetesi vasıtasıyla güçlü bir destek söz konusuyken, seçime iki gün kala o konuşma şık olmamıştı. Bu konuda cemaat içinde tartışmalar yaşandı.

Fethullah Gülen ve yakın çevresi bu seçimde ANAP'ı destekleyecekti. Bu mesaj tabana iletildi. Ancak taban kendini ittifaka o kadar hazırlamıştı ki, çoğu bu mesaja uymadı, ittifaka oy verdi.

Başbuğ Erbakan, Mücahit Türkeş!

Seçim meydanlarında ittifak rüzgârları esiyordu artık. Erbakan, Türkeş, Edibali bir arada bir kürsüden, RP- MÇP ve IDP bayrakları sallayan kalabalıklara hitap ettiler. İslamcı, ülkücü ve mücadeleci kalabalık coşkulu tezahüratlar yaptılar, sevgi gösterisinde bulundular. Sloganlarda karşılıklı iltifatlar hakimdi: “Başbuğ Erbakan, Mücahit Türkeş!..”

Üç partinin dışında kalan önemli bir kesim de bu heyecana katılmıştı. Onlar bugüne kadar “güçlü değiller” diye, “oylarının boşa gitmemesi” için gönüllerindeki bu partilere oy vermemişler, AP ve ANAP gibi kitle partilerine mühür basmışlardı. Ama şimdi gönüllerindeki partiler birleşmiş ve artık güçlü bir rüzgâr estirmişlerdi. “Çevre” oylar halka halka ittifaka katılıyordu. Yeni Asya'nın dışında kalan her cemaat ve tarikat bu rüzgârdan etkileniyordu.

Yeni Asya gazetesi DYP'nin propagandasını yaptı ve tabanına ittifak rüzgârına kapılmaması için uyarılarda bulundu.

Bekir Berk’ten RP’ye destek açıklaması

O günlerde sürpriz bir gelişme daha yaşandı. Büyük oranda Refah Partililerin takip ettiği, Resul Tosun’un haftalık Yörünge dergisinde Nurcuların ünlü avukatı Bekir Berk, “RP’yi neden desteklemeli” başlıkta uzunca bir yazı yazdı ve herkes çok şaşırdı. Özellikle yetmişli yıllarda nerede Müslüman mazlum varsa yaz kış demeden ülkenin dört bir yanında mahkemelere koşup avukatlık yapan Bekir Berk, o yıllarda aynı zamanda Nurcuların Kurmay Başkanı olarak da anılıyordu.

Başta Said Nursi olmak üzere, pek çok Nurcu ağabeylerin, cemaat mensubunun, Şule Yüksel Şenler gibi yazarların avukatlığını yapmıştı. Çok atak, çok çalışkan ve hızlı olmasıyla nam yapmış biriydi.

Mahkemelerdeki celalli tavrı bir efsane gibi anlatılıyordu.

Samsunlu Hamdi Sağlamer, şahit olduğu bir hadiseyi şöyle dile getirir:

“Sene 1964; hadise Ankara'da Yargıtay'da cereyan etti. Avukat Bekir Berk, “Temyiz'de mahkeme var, birlikte gidelim” dedi.

Öğretmen kardeşimiz Konyalı Mustafa Özsoy'la beraberdik. Temyiz'deki duruşmalara avukatlar dışında kimse alınmıyordu. Bekir Ağabey, bana bir çanta verdi, Mustafa'nın eline de bir dosya tutuşturdu. Bizi stajyer ve yardımcı avukat süsüyle mahkeme salonuna aldırttı.

Manzara dehşet vericiydi: Yuvarlak masa etrafında 27 Mayıs Darbesi’nin karanlık yüzlü adamları çöreklenmişlerdi: Ömer Egeseller, Salim Başollar hep oradaydı. İhtilâlde oynadıkları başarılı (!) rollerine mükâfat olsa gerek, bu makama atanmışlardı.

Bekir Ağabeyi Yassıada'da Menderes’i savunmasından tanıyorlardı. Kin ve nefret dolu gözlerle bizi süzüyorlar, âdeta yiyecek gibi bakıyorlardı.

Savcı Egesel, Bekir Ağabeyin moralini bozacak şeyler yapıyordu: Eliyle masaya vuruyor, dinlemez gibi görünüyordu. Bekir Ağabey, hiç aldırış etmeden 40 dakika savunma yaptı. Elindeki bütün belgeleri sundu ve bunların zapta geçirilmesini istedi. Zapta geçme talebi, Egesel'i iyice kızdırdı. İki eliyle masayı tutup yüksek sesle: "Kime, neye güveniyorsun Bekir Bey! Neyine güveniyorsun sen!" diye bağırdı.

Bekir Ağabey, tehdide pabuç bırakacak adam değildi. Hemen "Ver şunu!" deyip hızla çantayı elimden kaptı. Başka bir evrak çıkarıp gösterecek sandım. Bir de baktım ki, çantasında sürekli taşıdığı kefenini çıkardı. Adamların gözleri faltaşı gibi açıldı.

Sonra, gür ve yürekli bir sesle: "Ben Allah'a güveniyorum!" dedi. Ardından, kefeni fırlattı ve konuşmaya devam etti...

Öyle yüksek sesle konuşuyordu ki, âdeta salon çınlıyordu. Yeminle söylüyorum, o anda adamların masaya dayalı ellerine baktım, tir tir titriyorlardı.”

Refah dönemi başlıyor

Bekir Berk, Said Nursi’den sonra Nurcuların başında bulunan Zübeyir Gündüzalp’in en yakınlarındandı. Yeni Asya gazetesinin adını, yayınevinin adını koyan ve Niyazi Birinci’ye Yavuz Bahadıroğlu adını veren kişiydi. Erbakan’ın parti kurma sürecine şiddetle karşı çıkmış, Erbakan’ı destekleyen Nurcu dostlarını vaz geçirmeye çalışmış, daha sonra da kurulan partilere karşı sert mücadele vermişti.

Bu yönüyle bilinen, mazlumların avukatı ve Nurcuların Kurmay Başkanı gibi sıfatlarla tanınan Avukat Bekir Berk’in, Erbakan’ı destekleyen haftalık Yörünge dergisinde 1991 seçimlerinden önce “RP’yi neden desteklemeli” başlıkta uzunca bir yazı yazması inanılması güç olduğu için şaşkınlıkla karşılanmıştı.

Yıllarca Erbakan’a ve partilerine karşı kıyasıya mücadele veren, cemaati yönlendiren Bekir Berk gibi bir ismin o yazıyı yazması Refah Partisi mensuplarını çok sevindirmişti. Çünkü Bekir Berk demek, Nurcuların önemli kısmını temsil ediyor demekti. Yıllardır süren karşılıklı mücadelelerden sonra, nihayet iki dindar camia aynı safta yer alacaktı. Bekir Berk demek, Mustafa Sungur, Mehmet Fırıncı, Mehmet Birinci, Mehmet Kırkıncı demekti. O yüzden Refah Partililerin sevinci büyüktü.

Erbakan, 702li yıllarda kendilerine ağır hücumlar eden cemaatler için, “Onlar bizim kardeşimizdir, bugün karşı karşıya olabiliriz ama Cenab-ı Allah’ın izniyle nasıl nehirler denize dönüşürse, biz de gün gelecek aynı denizde buluşacağız” demişti.

O cemaatlerin bir kısmı 12 Eylül darbesinden itibaren Demirel’e mesafeliyken, destekledikleri ANAP’ın başına Mesut Yılmaz geçtiği için ANAP’a da mesafe koymaya başlamıştı. RP’nin MÇP ve IDP ile birleşmesini hayırlı buluyorlardı. Zaten büyük bir ittifak rüzgârı esiyordu.

O cemaatlerin hepsi olmasa da, önemli bir kısmı ittifaka oy verdi.

Seçim büyük beklenti ve heyecan içinde yapıldı ve RP ittifakı yüzde 16.8 oy alarak, TBMM'ne 62 milletvekili gönderdi. Milli Görüş yine Türkiye’nin gündemindeydi. Her yerde kutlamalar yapıldı, sevinç gözyaşları döküldü, şükür namazları kılındı.

Ülke de Refah dönemi şimdi başlıyordu.

Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 19

RP’nin İstanbul ilçelerinde yükselişi


© Milli Gazete