Asrın maişeti
Serengeti düzlüklerinde bir gün aslan milletinin hayvanı, gezen geyik etinden müteşekkil öğle yemeğini yemiş kaylule yapmaktadır. Sıcaklık, standart öğle sonu rehavetini aşıp hayvan ardından koşma sporunun yorgunluğuna karıştığından serin bir gölge bulan kral da yavruları ve hanımlarıyla birlikte yan gelip yatmaktadır. Makamına ya da mekânına göz diken, yatışını yadırgayan, kendisini asker zannederek 'burası yan gelip yatma yeri değildir' diyen biri yoktur nitekim. Yüzüne gözüne bulaşmış taze kana dadanan sinekleri küçük kulak fiskeleriyle uzaklaştırdığı bir esnada yaklaşmakta olan bir araç homurtusu duyar. Tek gözünü aralayıp pembe dilini gösterecek kadar esneyerek tahminde bulunur; 'Dört çarpı dört bir arazi aracı... Yüklüce... İki kişiler ve bizim sülaleyi aramaktalar... Belgesel çekecekler herhal...’ Koca kafasını birden kaldırır, kulaklarını diker, homurtuyu andırır bir sesle kükrer. Böylece hem yerini belli etmiş hem de evladı iyaline; 'Çocuklar bi kendinize gelin, bakın misafirimiz var, toparlanın vs.' yollu uyarıda bulunmuş olur.
Gelenler iki kişidir. Bir erkek, bir kadın... Yarı çıplak, yarı giyinik... Yarı ciddi, yarı şımarık... Yarı tedirgin, yarı uyanık... Yarı çekingen, yarı işgüzar... Yarı korkak, yarı dingin... Jack ve Christin... Aslan bu ikisini uzun zamandır tanımaktadır. Mekân bildiği topraklardan uzak durmalarını........
