menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asrın Cesameti

24 0
03.03.2026

İnsan, kendisine bahşedilen hayattan hiç bir şey anlamasa, bir anlama tutunmadan yaşasa da dünya sergüzeştini tamamlar. İlginç bir şekilde içine düştüğü anlamsızlık onu ayakta tutar. Hayatta tutar. Bir anlama tutunmadan yaşamak, hasbelkader düştüğü yeri yadırgamaktan, dünyayı yargılamaktan uzaklaştırır. Hem mekân, kaldıkça alışılan bir yer olur, hem de anlamsızlığın doğurduğu boşluk, toprağa dönük hamaseti ayyuka çıkarır. Sonra insan doğduğu yerin, yaşadığı ilin, bulunduğu memleketin müptelası kesilir. (Sivaslı olmak, Kayseri’de doğmak, Mardin’de bulunmak ve benzeri sıradanlıklar çoklarınca ayrıcalıktır. Bunun ileri seviyesizliği memleket adeta memleket fetişidir. Onun da bir adım ötesi doğrudan ırk sorgusuna dönüşür.) Bir gereklilik olarak gerçekleşen ve insanlığa yön veren hicret unutulur, eskimiş zamanların olumsuz hava koşullarına, hayat şartlarına karışır! Yerleşik hayata geçip kendince konfor alanı oluşturan insan evladı, her tehdide karşı bulunduğu yeri savunur. Gayrısı ikincil meseledir. Öyle ki standart Filistin, Gazze, Kudüs hassasiyeti dahi şerrin kendisine uzanması ihtimaline dayanır. İlginçtir. (Suriye dağılırsa sıra bize gelir, Irak düşerse şimdi bize saldırılır, İran biterse bizim halimiz nice olur gibi hezeyanların dayandığı argüman yoksunluğu başka neye yorulabilir?!)

Direniş yeryüzünün her yerinde direniştir. Dün Gazze'de küresel emperyalizme kim karşı durmuşsa bugün de onlar savaşır, direnir, karşılık verir. Gayrısı nasıl seyretmişse bugün de çekirdek çitleyerek izler. Fazlası ya da azı olmaz. İki yıl boyunca bilfiil bombalanan el kadar Gazze toprakları (363 kilometre kare)nasıl kahramanca direnip düşman tarafından ele geçirilememişse bugün de küfrün eline hüsrandan başka bir şey geçmez.

Bu ahval ve şerait içinde birinin (herhangi birinin, ancak kendini dev aynasında gören birinin, pek güvendiği teknokratlarını diplomasi dehası zanneden birinin, nefsini mutlaklaştırıp her alengirli işten kâr elde etmeye çalışan birinin, teninden tırnağına; hayalinden uykusuna tam anlamıyla bir işbirlikçinin) Trump denen tuhaf varlığın dostluğunu yadsıdığı görülürse işte o zaman durum vahim kabul edilebilir. Elbette böyle bir olasılık yoktur, yani hiçbir işbirlikçiden Amerikan karşıtı bir aksiyon, söylem, hayal beklenemez. Ancak es kaza olduğu varsayılırsa demokrasi sırası tahakküm kurup sömürdüğü topraklara gelmiş demektir. Meşruiyetin ABD'den alındığı, manda yahut himayenin kabul edildiği, işbirlikçiliğin geçer akçe olduğu memleketlerde bu türden demokrasi yoksunluğu hissedilmez. Bunlara savaşmadan elde edilen topraklar, uğraşmadan kullanılan insanlar, kendiliğinden teslim edilen varlıklar olarak bakmak iktiza eder. Haliyle ne bir çiçekle, ne de mütekamil bir çiçek bahçesiyle bahar gelmez; hasbelkader mevsim bahara dursa onu güze tebdil edecek mihraklar bulunur.

Ve yalnızlık... Rahmetli Sezai Karakoç’un deyişiyle sigara külü kadar yalnızlık... Amerikan menşeli Yahudi bombardımanına karşı Gazze ne kadar yalnızsa İran o kadar yalnızdır. Gazze bombalanırken Müslüman tandanslı memleketler ne kadar sessizse bugün de öyledir. Dün batının sessiz kaldığından yakınan nasipsizler şimdi Çin’in, Rusya’nın, Kuzey Kore’nin neden müdahil olmadığını sorgular. Halbuki kimse onlardan, Amerika’ya üsler, radarlar, lojistikler; yahudiye mühimmat ve yakıt bahşeden işbirlikçilerden bir meymenet beklemez. Nitekim Yezid karşısında her Hüseyin yalnız bırakılır, imkansızlık içinde Hakkı hâkim kılma uğraşısı onu hazret yapar. Firavun karşısında Musa peygamberdir, her defasında bizzat kendisine inananlar ve hayatını kurtardığı insanlar tarafından yalnız bırakılır. Küresel Siyonizm karşısında Heniye, Sinvar, Deyf, Süleymani, Nasrallah, Hamaney ve isimleri sayılsa sayfalar, kitaplar dolusu adam yalnız bırakılır. Şehadete uzanır her biri... Aynı yalnızlık Erbakan’da, Aliya’da görülür. Kısa ya da uzun, kendisine verilen ömrü kutsal anlamlara tutunarak geçiren, hayatı tüm insanlık için yaşanabilir kılmaya çabalayan, bu gayeye hayat veren insanlardır. Bir taraftan bakınca her birine gıpta etmemek, öykünmemek, tabir caizse kıskanmamak mümkün görünmez.

Balkonda, pencere mermerinde saksı içinde çiçekler yetiştirmek hiçbir şey değiştirmez. Kişiselleştirilmiş konutların bahçesinde peyzaj çalışması yapıp düzenlemelerde bulunmak... Bir tarlaya gül lale leylaklar ekip vakti saati geldiğinde onu öylece seyretmek yahut ticaretine soyunup hasat etmek... Ne fark eder? Hepsi yapaydır zaten. Balta girmemiş ormanda dikenden, düşen, çürüyen, can çekişen bitkilerin oluşturduğu mezbelelikten şikayet etmeden, oradaki doğal güzelliği söküp çıkarabilmek, kabullenmek hayat pahasıdır.


© Milli Gazete