menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vazife ve Menfaat arasında İnsan!

30 0
26.06.2026

İnsanın eylemi, yalnızca dışarıdan görünen bir hareket değildir; onun ardında bir niyet, o niyeti taşıyan bir irade ve iradeyi dünyaya çıkaran bir tercih ve eylem vardır. Bu yüzden İslam düşüncesinde amel, sadece yapılan şeyle değil, onu doğuran niyetle birlikte değer kazanır. Aynı davranış, niyet değiştiğinde başka bir ahlaki mahiyet kazanabilir. Bir yoksula verilen ekmek, Allah rızası için verildiğinde sadaka; gösteriş için verildiğinde nefsin pazarlığı olur. Bir başka deyişle; eylemin sureti aynı kalsa da ruhu değişir.

Buradan iki ayrı bilinç doğar: vazife bilinci ve menfaat bilinci…

Vazife bilinci insanın içinden, vicdanından ve Allah’a karşı sorumluluk duygusundan yükselir. Menfaat bilinci ise çoğu zaman dış dünyanın ölçülerinden, kazanç hesaplarından, makam arzusundan, görünür başarıdan ve insanların takdirinden beslenir. Vazife, insanın “Ben bunu yapmalıyım; çünkü doğru olan budur” dediği yerde başlar. Menfaat ise “Bundan bana ne çıkar?” sorusunun gölgesinde şekillenir.

İslam ahlakında vazife, yalnızca görev yapmak değildir; emaneti taşımaktır. İnsan, yaratılmışlar içinde irade sahibi kılınmış; adaletle, merhametle, doğrulukla ve iyilikle sorumlu tutulmuştur. Bu sorumluluk, dış baskıdan önce iç murakabeye dayanır. Kimsenin görmediği yerde doğru kalabilmek, vazife bilincinin en açık işaretidir. Çünkü vazife sahibi insan için asıl şahit kalabalıklar değil, Allah’tır. Bu sebeple onun eylemi pazarlık taşımaz; iyiliği, karşılık beklediği için değil, iyilik hakikat olduğu için yapar.

Tarih boyunca büyük ahlaki kırılmalar da çoğu zaman bu iki bilincin çatışmasından doğmuştur. Peygamberlerin mücadelesi yalnızca putlara karşı değil, menfaat düzenine karşı da olmuştur. Çünkü put bazen taştan yapılmaz; bazen servet, bazen iktidar, bazen kabile gururu, bazen de........

© Milli Gazete