menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyonizm: Kısa Süreli Sancı

11 0
23.07.2026

Oturduğu yerde duramayan, kıpır kıpır bir çocukla karşılaşan büyüklerin, “Evladım! Şurada beş dakika sakin oturup rahat duramadın! Oturduğun minderde sana eziyet veren çalı ve diken mi var? Bir rahatsızlığın mı var?” dediklerini duymuşsunuzdur. Eziyet kelimesinin tam olarak bu tür bir sahneyi canlandırdığını söyleyebiliriz. Eziyet, kişinin bir davranış şekli olarak hastalığı varmış gibi yerinde duramaması demek olsa da mastar olan bu kelime zaman içinde insana rahatsızlık veren şeylerin ismi haline gelmiştir.

Eziyet, ezy kökünden gelir. Kök manası itibariyle, tiksindirici bulduğun, yerleşip oturmaya ve üzerine kurulmaya bir türlü elinin varmadığı şey demektir. [1] Kırsalda yaşayan Araplar, genellikle hayvancılıkla ve ticaretle uğraştıkları için kullandıkları kelimeleri hayvanların eylemleri üzerinden tanımlamışlardır. Bu nedenle Arapça kelime köklerini doğru anlamanın ve manalarını zihnimizde tasavvur edebilmenin en iyi yolu, köy hayatını ve tarım toplumunu bilmek ve görmekten geçer. Bu durum Kur’an’daki kelimeler için de genellikle geçerlidir. Bunu eziyet kelimesine uyarlayabiliriz. Mesela Araplar, herhangi bir ağrısı olmamasına rağmen, sanki bulunduğu yeri beğenmiyormuşçasına tek bir yerde durmayıp sürekli yer değiştiren erkek deveye ezin; dişi deveye ise eziyetun adını takmışlardır. Her iki isim de eziyetle aynı kökten gelmektedir. Eziyet Türkçeye ise “zahmet, cefa, aşırı sıkıntı ve güçlük, eza” olarak geçmiş ve eziyet çekmek, eziyet vermek ve eziyet etmek şeklinde kullanılır olmuştur.

Sözlü Linç Kültürü: Eza Çektirmek ve Eziyet Vermek

Kur’an’da eziyet vermek manasındaki eza kelimesinin kullanıldığı bağlamlar, Müslümanların sözlü linçe maruz bırakıldığını göstermektedir. Kur’an’ın bize anlattığına göre Müslümanlara eza edenler üç sınıftır: Mekkeli Kâfirler, Medineli Münafıklar ve Yahudiler.

Hendek Savaşı’ndan bahseden Ahzab Suresi’nde bahsedilen ilk iki sınıf, Müslümanlardan, “putların da aracılığının kabul edileceğine dair” kabul edemeyecekleri inanç tavizleri koparmak istemişlerdi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:“İnkârcılara ve ikiyüzlülere kulak asma, onların sana verdikleri eziyete aldırma. Allah’a dayan ve güven (tevekkel), güvenmek (vekîl) için Allah yeter.” (Ahzab 33/48) Kuşatma altında olan Medineli Müslümanların, kâfirlerin sözlü propagandalarına karşı savunma aracı olarak iki kelimeye vurgu yapılmıştır: Tevekkül ve Vekil. Her ikisi de aynı kökten gelir ve gücünüzün bittiğini gördüğünüz yerde başkasına sırtınızı yaslamanızı ifade eder. Kim vekilinizse tevekkülünüz onadır. Bir mücahidin düşman kuşatması sırasında........

© Milli Gazete