Bosna’da İsrail’e çekilen hançer
Ulus devlet tasavvurunun yerleştiği bir beynin en büyük kaybı, fikirlerini oluştururken kendi yaşadığı diyardan başka bir yerlerin ve insanların varlığından bihaber olmasıdır. Bu nedenle kendisini âlemin en güçlüsü; yaşadığı yerin de en müreffeh arazi olduğu zehabına kapılır. Bu tasavvura sahip beyin, en büyük hasarı tarih ilmine verir ve tarihi ya yanlış ya da yanlı öğrenir. Onun tarih ilmine vereceği zarar iki türlüdür:
Birincisi: Tarihi kendisiyle ve yaşadığı ülkeyle sınırlı tutar. Kendisini merkeze alarak diğer ülkeleri ve kavimleri kendisine tabi olarak görür. Başka ülkelerde yaşananlardan ve bu yaşananların sebep sonuçlarından habersizdir. Âlemin sadece kendisiyle ve ülkesiyle kaim ve daim olduğunu zanneder.
İkincisi: Güncel olaylarla tarihte yaşananlar arasında bağlantı kuramaz. Ona göre her şey şu anda yaşanmaktadır; bir öncesi yoktur. Her şey nevzuhurdur. Sorunların kökleri olmadığı için çözüm yollarını belirlerken de derinlere inmeye gerek yoktur.
Habbeyi tane gören bu akıl, pansuman tedbircidir. Yani toplumsal ve siyasi olaylarda uzun soluklu tedavilerin de olabileceğine ihtimal vermez. “Yara mı gördün? Merhem sür; sar gitsin! Ağrı kesiciyi unutma! Yara kabuk bağlar zaten!” anlayışı tarihe bakışı başta olmak üzere her sorunun çözümünde belirleyicidir.
Ulus devletin peyda ettiği tarih tasavvuruyla yetişen kişi, her şeyi kendi mahallesiyle yani kavmiyle sınırlı görür. En büyük korkusu da mahalleden dışlanmaktır. Mahalleden dışlanma korkusu, ölüme eşdeğerdir. Çünkü mahallesi, yaşanabilir tek yerdir ve hakikat sadece oraya nazil olmuştur. Elbette bütün bunlar bir kuruntudur. Hastalıklı ve şuursuz bir insanın yetişmesi dışında hiçbir neticesi de yoktur.
Kudüs’ten Nazi diyarına yolculuk!
Kudüs ve Mescid-i Aksa söz konusu olduğunda en fazla zorlandığımız hususun, ulus devletin tarih tasavvuruyla beslenmiş fikirlerle mücadele olduğunu söylemeliyiz. Mesela “Nazilerin Yahudilere soykırım yapmadığını ve bunun Yahudileri Filistin’e göçe teşvik için uydurulmuş profesyonel bir Siyonist propaganda olduğunu” söylediğimizde, bu tarih tasavvuru devreye girmektedir. Kendi ülkesinin sınırları içinde öğretilen ve çoğu zaman propagandalardan öteye gitmeyen tarih öğretisiyle beslenen bu tasavvur, hızlıca sizi komplo teorisi üretmekle itham edebilir. Bundan Türkiyeli İslamcılar da nasibini almıştır. En çok okudukları yazarlardan birisi olan Roger Garaudy’nin (ö. 2012) “Nazilerin Yahudilere soykırım uyguladığı” iddiasının koca bir yalan olduğunu savunması nedeniyle Fransa’da sürüm sürüm süründürüldüğünü konuşmazlar ve gündemde tutmazlar. Zira Siyonistlerin üretip servis ettiği holokost kelimesi, tarih tasavvurlarına çivi gibi çakılmıştır; bu kelimenin safsata olduğuna ve Nazi soykırımı iddiasının koca bir düzenbazlık olduğuna ihtimal bile veremezler.
Yahudi........
