menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail’de işler iyice zorlaşıyor, hikâye yeniden yazılıyor

9 0
06.04.2026

Bugün İran-İsrail savaşını doğru tahlil etmek, kazanç ve kayıp noktalarını doğru teşhis etmek için adeta hikâyeyi yalnızca kurttan değil kuzudan da dinlemek gerekiyor.

Kuzu dediğimize bakmayın tabii, lafın gelişi öyle söylüyoruz, yoksa kuzuların hikâyeyi tersine çevirme günlerine şahitlik ettiğimizin farkındayız.

Bundan kasıt; ABD ve İsrail’in askeri operasyonlarına ve istihbarat oyunlarına yönelik algı yönetimlerinin, manipülasyonların tesirinden kurtulmaktır.

Medya ve sinema gücünü kullanarak yüksek teknolojiye ve erişilmesi zor askeri güce sahip olduğunu zihinlere kazıyan ve bu sayede yenilmezlik mitini inanca çeviren Siyonistler açısından işlerin iyice zorlaştığı bir döneme şahit oluyoruz.

Burada iki hususa dikkat çekmek istiyorum ama öncesinde bir hakkı teslim etmemiz lazım. Hikâyenin tersinden yazılmaya başlanması bakımından 7 Ekim 2023 gerçek anlamda bir milat oldu. 1991 yılında gerçekleşen Birinci Körfez Harbi’nden beri bölgemizde ABD eliyle yoğunlaşan Siyonist saldırganlığa karşı Gazze’de başlayan Aksa Tufanı; Batı Şeria, Lübnan, Suriye ve Yemen’in de dahil olmasıyla İsrail ile çatışmayı Filistin’den bölgeye doğru genişletti.

Bugün tüm dünyanın yakından takip etmek durumunda kaldığı İran-İsrail Savaşı ise bu çatışmanın güncel versiyonunu içeriyor.

Dolayısıyla tüm çabalara rağmen basiretsiz yöneticiler yüzünden bir türlü birlik oluşturamayan ve birlikte hareket edemeyen, bu yüzden de 1991’den beri edilgen bir şekilde adım adım Siyonist işgale maruz kalan bölge ülkeleri ilk kez savunmadan hücuma, edilgenlikten etkenliğe, nesnelikten özneliğe, oyunculuktan oyun kurmaya doğru son iki yılı aşkın süredir esaslı bir hamle yapıyor.

Elbette bunun bir altyapısı var. Buna zemin hazırlayan nice liderler, gönüllüler ve destansı çabalar, gayretler oldu. Bu altyapıdan istifade ederek büyüyen mücadelenin sonunda bugün artık İsrail’in vurulabilir olduğu, savunma ve hava teknolojilerinin kolaylıkla alt edilebildiği, psikolojik üstünlüğün elde edildiği bir dönemi yaşıyoruz.

Elbette eksiklikler de var. En önemlisi de bölge ülkeleri ihtiyaç duyulan siyasi birlikteliği sağlama konusunda henüz yeterli düzeyde bilince ve cesarete sahip görünmüyor. Bununla beraber hikâyenin yeni formatı, yeni hikâyelerin de ortaya çıkmasına zemin oluşturabilecektir.

Kazanç ya da kayıp, altyapılara verilen tahribatlar ya da öldürülenler üzerinden değil psikolojik üstünlük açısından ölçüldüğünde anlam kazanır.

Düne kadar psikolojik üstünlük genel kamuoyu açısından Siyonistlerin kontrolünde olduğu halde bugün işler tersine doğru dönüyor.

Trump ve Netanyahu ikilisi hem içeride hem de dışarıda gerçekten zor bir süreç geçiriyor. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken husus; her iki ismin de sonbahar aylarında seçim gündeminin olması. Seçim gündemi, savaşın seyrini etkileyebilecek bir enstrüman olarak dikkate alınmak durumunda.

Her ne kadar ABD’deki seçimler ara seçim olsa da seçmen desteğini kaybetmesi durumunda Trump için mevcut dönemi tamamlayamama durumu dahi oluşabilir. Bunun için Trump, İsrail’in emri doğrultusunda zaten yapacağı İran saldırısı üzerinden bir hikâye yazmak istedi ama o hikâye adeta baş belası bir duruma dönüştü.

Nitekim savaşın uzun süreli ve maliyetli hale gelmesi, normalde İran’a saldırıları büyük ölçüde destekleyen Trump’ın kendi tabanında dahi gerilimleri artırmaya başladı. Dolayısıyla Trump yönetimi evdeki bulgurdan da olma yolunda hızla ilerliyor.

Netanyahu açısından tablo ise daha da karmaşık. İç politikada yaşadığı zorlukları (yolsuzluk soruşturmaları, askerlik yasası vb.) dış tehdit ve güvenlik doktrini ile susturmaya çalışan Netanyahu, Gazze’den tek bir esiri dahi kurtaramayınca Trump’ın barış tiyatrolarıyla zar zor toparlamaya çalıştığı imajını İran ile giriştiği savaşta biraz daha kaybetti.

Artık Yahudilerin büyük çoğunluğu, neredeyse 40 gündür sığınakta yaşamanın da ezikliğiyle, İsrail’in hiçbir yerinin güvenli olmadığının farkında.

Netanyahu ve küresel Siyonist çete imaj makyajlamaları yapsa da, halkın çoğunluğu uzun soluklu bir savaşa hazır olmadıklarını biliyor. Ve bunun için Netanyahu’yu suçluyor.

Bu inancın ispatı mevcut siyasal fotoğrafa yönelik kamuoyu araştırmalarında kolaylıkla tespit edilebiliyor. Yapılan araştırmalara göre, İsrail halkının büyük çoğunluğu İran ile savaşa açıktan destek veriyor, ancak muhaliflerden Netanyahu’ya oy kayışı gözlemlenmiyor.

Yeniden seçilmek için dış politika ve savaş hikâyesi yazmak isteyen Netanyahu, İran’daki suikastlar ile kısa sürede yakalayacağını zannettiği başarıyı bunun için kullanmak istedi ama aldığı yanıt hikâyeyi tersine çeviriyor. Bu yüzden savaşa verilen destek oya dönüşmüyor.

Seçimleri her halükârda sonbaharda yapacak olan ve 7 Ekim yıl dönümünü hatırlatacak bir tarihi tercih etmesi şaşırtıcı olmayacak olan Netanyahu’nun “oy sandıklarını Tahran’dan doldurma” stratejisi en azından bugün için çökmüş görünüyor.

Hülasa, hikâye gerçekten yeniden yazılıyor.


© Milli Gazete