menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (348)

24 0
16.07.2026

Laiklik, Kemalizmin bir dayatmasıdır

Münci Kapani’nin ve mümâsili Fanatik Kemalistlerin, 1950’li senelerden beri, mütemâdiyen, “L̃aiklikden uzaklaşıldığına” dâir bu şik̃âyetleri, bir vâkıaya bir def’a daha dikkatimizi çekiyor:

L̃aiklik, halkın talebiyle kabûl̃ edilmiş bir umde değildir; başlangıcından îtibâren cumhûrî meşrûiyeti olmıyan, ik̆tidârı bir “İhtilâl Harbi”yle zaptedip totaliter bir rejim kuran Kemalizmin bir dayatmasıdır…

Hâl̃ böyle olmasa, siyâset erbâbı, neden “dîndâr görünme yarışı”na girmiş olsun, Muhammedî Ezân’ı tekrâr ikâme mecbûriyetinde kalsın, mekteblere, yasak savma kabîlinden de olsa, ihtiyârî Dîn Dersleri koysun ve bu derslerde (DP ik̆tidârı zamânında değil de, bilâhare, 12 Eyl̃ûl̃ Darbesini tâk̆îben ve el’ân) Kemalizmin Müslümanlığa mugâyir olmadığını isbâta çalışsın, Müslümanlığın ictimâî ve siyâsî hayâtta têsîrini hissettirmesine mâni olamasın?

Zâten Münci Kapani’nin îzâhatıyle de, L̃aikliğin –İsl̃âm noktainazarından- Dînsizlik demek olduğu ve Vicdân Hürriyetine zıd bir telak̆k̆îyi temsîl ettiği âşik̃ârken, şuûrlu Müslümanlar, nîçin böyle bir umdeyi kabûl̃ ederek irtidâd etmiye râzı olsunlar?

L̃aiklik siyâsetinin nihâî hedefi, Müslümanlığın bütünüyle zevâl̃ bulmasıdır

Münci Kapani’nin L̃aikliğe dâir îzâhatı, dîğer Kemalist müelliflerinkine muvâzî ve bu mefhûmun hak̆îk̆î mâhiyetine muvâfık olarak, Müslümanlığın ictimâî hayâtta tamâmen têsîrsiz kılınması, insanların –ferdî planda dahi- davranışlarını yönlendirmemesi, hülâsa, bir müddet sonra, yokluğa karışmasıdır:

“…Laikliğin bir ilkokul öğrencisi tarafından da verilebilecek basit bir tarifi var: Din ile devletin birbirinden ayrılması. Fakat bu tarif şüphesiz ki yeterli değil. Bunu biraz daha genişletecek olursak şöyle bir tanımlamaya varabiliriz: Devletin hukukî ve siyasî temel düzeninin din kurallarına dayanmaması, veya, başka bir deyişle, devletin dinî kaynaklardan gelen esaslara göre idare edilmemesi. Ancak, bazılarınca yeterli sayılan bu ikinci anlayışın da laikliği tam olarak kapsadığı ileri sürülemez. Zira, devletin siyasî kuruluşunda dinî organlara yer verilmediği ve devlet din kurallarına göre idare edilmediği halde şayet din toplum hayatını çeşitli yönleriyle etkileyen, kontrol eden bir sosyal kuvvet olarak kendini gösteriyorsa, gerçek anlamda bir laik düzenden bahsetmemize imkân yoktur. Şu halde, laiklik prensibinin tam anlamını onun sağlamak istediği gayede aramak gerekir: Laiklik, dinin, toplum hayatını ve sosyal davranışları kontrol eden bir etken olmaktan çıkarak ferdî vicdanlardaki tabiî yerini almasıdır.

“İşte, Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği devrimci laiklik anlayışı da bu gayeye yönelmiş bulunuyordu.”

(Babıalide Sabah, 20.11.1972, s. 1)

Kemalist Totaliter Rejimin -İlâhî Hükümle (Bakare Sûresi -2-: 191, 217) “katilden beter” bir İnsanlık cürmü olan-Vicdân Hürriyeti ihlâline(“fitne” hâline) bir başka misâl̃: Kemalizm, “L̃aiklik” umdesiyle, Müslümanların ibâdetine ve ibâdethânelerine kadar........

© Milat