menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (263)

38 0
12.03.2026

“Behey utanmaz. arlanmaz alçak herif! Cesâretten de mahrûm bir pespâyesin ve herhâlde Ârif Oruc’dan da çok aşağılıksın!”

“Birinci yazında bana iş adamı diyordun, kuyruğuna basıldıktan sonra dün kopardığın feryadda kirli işlerle uğraştığını söylüyorsun. Ve fakat bunlardan bir tanesini ortaya koyamıyorsun. Benim için ne büyük şereftir ki çetin mücadele hayatımda hangi mel’un vatan hainiyle karşılaşmışsam bana söylenebilen delilsiz ispatsız sef il sözler yalnız ve yalnız bunlardan ibaret olmuştur. Ali Kemal öyle demişti, Arif Oruc öyle demişti, ve işte sen öyle diyorsun. Ali Kemalin akıbeti malûmdur, Arif Orucu bilmiyen kalmadı ve pek, amma pek lâyık bir iş olarak işte sen de onların zümresinde mevki almış bulunuyorsun.

“İş ve kirli iş, yani suiistimal, yani derebeylikle şunun bunun hukukunu gasb, yani nüfuzla menfaat istihsali… Bunları anlatmak istiyorsun değil mi? Peki, bir tek misal söylemez misin behey utanmaz arlanmaz alçak herif! Sen bugün Kayserili Mihran’ın sabık Sabah matbaasında ve orada da Ali Kemalin oturduğu sandalyada oturuyorsun. O mel’un, arsızlığı açığa vurmaktan utanmıyan bir hayâsızdı. İkidebir bir Fransız darbımeselini tekrar ederek:

‘- İftira ediniz, iftira ediniz, elbette bir iz kalır.’ [Calomniez, calomniez, il en restera tojours quelque chose!]

der dururdu. Sen iftira ettiğini itiraf edecek cesaretten de mahrum bir pespayesin, ve herhalde Arif Orucdan da çok aşağılıksın. Çünkü o bari iş adamı diye bol keseden Bomonti fabrikasını, Karlman mağazalarını, çimento müesseselerini bana mal ederek işte bütün bunlar Yunus Nadinin demişti. Böyle derken bütün bunların baştanaşağı yalan olduğunu bilmiyor değildi. Fakat kim tahkik edecek diyerek sayıp dökmüş bulunuyordu. Bari onun gibi yap da hareketinde azıcık akıl ve mantıktan eser bulunsun.

“Benim alâkadar olduğum bir Ermeni kaçakçılığı meselesi olmuş da ben sana bunu örtbas etmekliğini teklif etmişim ve sen bu teklifimi kabul edememişsin de arkadaşlığımız oradan bozulmuş öyle mi? Yazının şeklile hâlâ öyle bir mesele ihtimalini canlandırmaktan utanmıyacak kadar alçak bir herifsin. O zamanki vaziyet gözlerimin önünde gene canlandı. Ankaranın genc ve taze idaresini baltalamak için sen ve emsaliniz, içinde gûya benim, Kılıç Alinin ve merhum Mithat Maraşın bulunduğu bir kaçakçı güruhuna memlekete Ermeni getirmek cürmünü isnat etmek istediniz. O zaman gürültümüzle dünyayı başınıza yıktığımız esnada beyinlerinizde boza pişiren yazılarımla iktifa edemiyerek bir gün telefonu açtım, ve sana:

‘- Böyle birşeyin vukuuna vicdanen ihtimal veremiyeceğin muhakkak olduğu halde nasıl olup da bu alçaklıkları yapabiliyorsun behey çıfıt?

diye bağırdım. Sekiz on şahidi olan bu sahneyi nasıl tahrif ediyorsun?

“Sen gazetecilikten ayrı düşünce ben sana gel benim gazetemde yazı yaz demişim, öyle mi? Bu kadar açık yalan söylemek için vicdanından bari utanmıyorsun diyecektim amma sende vicdandan eser olmadığını hatırlıyarak derhal vazgeçtim. Sana şahsan şaka niyetile bile böyle şey söylemedim. Seni de beni de tanıyan biri bir gün bana:

‘- Ahmed Emine arasıra, haftada bir yazdırsan’

diye teklif etmişti. Kendisine verdiğim cevab........

© Milat