Bir dostun ardından
Yıllar önceydi yaklaşık 34 yıl, yine dostlardan ve yaşadığım topraklardan uzakta bir ayrılık haberiydi. Hasan kardeşimiz şehadet beratı ile Rahman-ı Ala’ya yürümüştü. Kalemi ve gözyaşından başka hiçbir şeyi olmayan insanlar için bazen sözcüklere sarılmanın belki de en büyük teselli olabileceğini Bin dört yüz yıl öncesinden öğrenmiştik.
Hani ya, mağaranın o karanlık duvarlarına bakarken sıkışınca kalbi peygamberin; yukarılardan gelen sözcüklerle teselli edilmemiş miydi?
Ve yine bir bahar sabahı öğrendik Hamit dostun sevgiliye yürüyüşünü. Seyrederken musallada dostu, Payımıza yine sözcüklerde teselli aramak düştü.
Gençliğinin en verimli yıllarını inandığı Dava uğruna verdiği mücadeleden dolayı yaşamak zorunda kaldığı sürgün yılları onu çok yormuştu. Yüzündeki çizgilerde ve gözlerinde o yorgunluğu okumak zor değildi. Ama Sonrasında yaşadığı amansız hastalık dahamı çok yormuştu?
Bir insanın hayatını anlamak için yalnızca başarılarına değil, taşıdığı yüklerin ağırlığına da bakmak gerekir. Uzun yıllar boyunca sürgünlerde, yokluklarda ve ağır hayat şartları altında yaşam mücadelesi veren o insanın hikâyesi bu bahar sabahı son vedası ile yeniden hafızamıza kazındı.
Ve sessizce aramızdan ayrıldı Hamit Kardeşim. Ardında dirençle, Hak ve Hakkaniyet ile, onur ve inançla örülmüş bir ömür bırakarak.
Bazı hayatlar rahat koltuklarda, güvenli duvarların arasında şekillenir. Bazıları ise sürekli bir mücadeleyle, eksik kalan umutlarla ve dinmeyen özlemle geçer.
O, ikinci hayatı yaşayanlardandı. Genç yaşından itibaren kendisini çetin bir mücadelenin içinde buldu.........
