Avrupa için güvenlik krizi kapıda mı?
Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılına yaklaşırken Avrupa artık yalnızca Ukrayna'nın geleceğini tartışmıyor. Asıl tartışılan konu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Avrupa güvenlik düzeninin çözülmeye başlayıp başlamadığıdır. Çünkü bugün Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu risk yalnızca Rusya'nın askeri kapasitesi değildir; belki de bundan daha önemlisi, onlarca yıldır Avrupa güvenliğinin temel taşı olan Amerika Birleşik Devletleri'nin kıtaya yönelik güvenlik taahhüdünün eskisi kadar güçlü olup olmayacağıdır.
Uzun yıllardır Avrupa'nın güvenlik mimarisi "Amerikan şemsiyesi" kavramıyla açıklamaktaydı. Avrupa ülkeleri ekonomik kalkınmaya, sosyal refah devletine ve sanayi yatırımlarına ağırlık verirken güvenliklerinin önemli bölümünü NATO ve ABD'nin askeri gücüne dayandırdı.
Bu model Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra daha da güçlendi. Ancak Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, bu güvenlik mimarisinin sorgulanmasına neden oldu.
Bugün Avrupa'da giderek daha fazla dile getirilen kaygı, Rusya'nın yalnızca Ukrayna ile yetinmeyebileceği ihtimalidir. Elbette mevcut veriler Rusya'nın kısa vadede NATO ülkelerine geniş çaplı bir saldırı hazırlığında olduğunu göstermesede; güvenlik stratejileri yalnızca bugünün şartlarına göre değil, gelecekte ortaya çıkabilecek tehditlere göre oluşturulur.
Tam da bu nedenle Rusya'nın savaş ekonomisine geçmiş olması, hızla artan mühimmat üretimi ve Rusya’nın askeri sanayisini yeniden yapılandırması uzun vadeli bir stratejik tehdit olarak değerlendirilebilir.
Zira Rusya bugün yalnızca tank ve top üretmiyor; aynı zamanda hipersonik füze teknolojilerine, elektronik harp sistemlerine, uzay kabiliyetlerine ve siber savaş altyapısına da büyük yatırımlar yapıyor. Avrupa açısından asıl kaygı, Moskova'nın birkaç yıl sonra çok daha organize, çok daha üretken ve çok daha dirençli bir askeri kapasiteye ulaşabilme ihtimalidir.
Ancak Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu en büyük stratejik risk belki de kısa vadede Rusya değil, Amerika'nın önceliklerini........
