“Enkazın gölgesinde: dua siyasetinin iflası”
Bugün İran, yarın gezdiğimiz sokaklar.
Bugün Hürmüz, yarın Dicle’den Fırat’a.
İslam coğrafyasının dört bir yanında insanlar evlerinden, yurtlarından, çocuklarından, geleceklerinden koparılıyor.
Gökyüzünden ölüm yağıyor!
Televizyon ekranlarında parçalanmış şehirler, enkaza dönmüş mahalleler, yüzlerindeki çocukluk ifadesi korkuyla silinmiş çocuklar var. Bir zamanlar hayatın aktığı sokaklar bugün beton mezarlıklara dönüşmüş durumda. Her gün yeni bir yıkım haberi geliyor. Her gün yeni bir cenaze kaldırılıyor. Her gün yeni bir annenin çığlığı göğe yükseliyor.
Peki bütün bunlar yaşanırken İslam dünyası ne yapıyor?
Birileri kürsülere çıkıyor.
Birileri toplantı üstüne toplantı düzenliyor.
Birileri bildiriler yayımlıyor.
Ve sonra dağılıyorlar.
Bir zamanlar dünyaya adalet, cesaret ve direniş kavramlarını öğreten bir medeniyetin mirasçıları olduğunu söyleyenler, bugün tarihin en büyük ahlaki sınavlarından biri karşısında seyirci koltuğuna kurulmuş durumdalar.
Bombalar yağarken onlar açıklama yapıyor. Şehirler yıkılırken onlar sonuç bildirisi hazırlıyor. İnsanlar ölürken onlar diplomatik nezaket cümleleri kuruyor.
Sanki ortada bir savaş değil de akademik bir sempozyum var.
Sanki mesele binlerce insanın hayatı değil de bir protokol sıralaması.
Sanki yıkılan evler değil de istatistik tabloları.
Daha acısı, milyonlarca insanın umudunu bağladığı devletlerin büyük kısmı, tarihin önüne çıkıp hesap vermekten korkan bürokratlar gibi davranıyor. Sesleri yalnızca kendi meydanlarında yükseliyor. Kendi halklarının önünde öfkeliler. Kendi televizyonlarında cesurlar. Ama........
