menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sabır, illa sabır!

17 0
09.04.2026

Sistem o kadar hızlı işliyor ve ilerliyor ki ona yetişmekte zorlanıyoruz. Yetişmek için koşturdukça yoruluyor, yoruldukça daha çok hızlanmaya çalışıyoruz. Bu kısır döngü içinde fark etmeden kendimizi tüketiyoruz. Zamanı yakalamaya çalışırken, aslında kendimizi ıskalıyoruz.

Daha önce birkaç yazımızda değindiğimiz Afrika atasözünü burada tekrar hatırlatmak gerekiyor: “O kadar hızlı gidiyoruz ki ruhumuz arkada kaldı.” Gerçekten de öyle… Fiziksel yaşantımıza ruhumuz yetişemez oldu. Bedenimiz bir yerlere varıyor belki ama ruhumuz hâlâ olduğu yerde sayıyor, geçmişin hatıralarında kalakalmış bir halde bizi bekliyor. Biz ise dönüp ona bakmayı bile ihmal ediyoruz.

Bunun birkaç nedeni olabilir. Her şeyin nesneye ve maddeye indirgendiği bir çağda yaşıyoruz. Etrafımızı nesnelerle tanımlıyor, sahip olduklarımızla var olmaya çalışıyoruz. Maddesel beklentilerin içinde dönüp duruyor, sahip oldukça daha fazlasını istiyor, elde ettikçe tatminsizleşiyoruz. Çünkü madde doyurmaz; sadece oyalar. Oyalandıkça da asıl olanı, yani anlamı kaybederiz.

Bir diğer nedeni peşini seviyor ve hemen istiyor oluşumuz. Beklemek ağır geliyor, süreçlere tahammül edemiyoruz. Sabır bize yük gibi geliyor. Oysa sabır, yük değil; insanı taşıyan bir kuvvettir. Yüce Allah tam da bu hâlimize işaret ediyor: “İnsanlar peşini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar.” (İnsan Suresi, 27. Ayet)

Bugünü yaşar gibi yaparken yarınımızı tüketiyoruz.........

© Milat