Kalp sekteye uğradığı zaman
“Evet, nasıl ki bütün aktar-ı bedene mâü'l-hayatı neşreden o cism-i sanevberî, bir makine-i hayattır ve maddî hayat onun işlemesiyle kaimdir; sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar.
Kezalik, o lâtife-i Rabbaniye a'mâl ve ahvâl ve mâneviyatın hey'et-i mecmuasını hakikî bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u imanın sönmesiyle, mahiyeti, meyyit-i gayr-ı müteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır.”
— Bediüzzaman Said Nursi (İşârâtü’l-İ’câz)
Bu satırlar, mühim bir tefekkürün kapısını aralayan bir esenlik kaynağıdır. Allah Bediüzzaman Hazretleri’nden ebediyen razı olsun; bizleri de Risale-i Nur’un bu feyizli deryasından hakkıyla istifade edenlerden eylesin. Bu yazı, zikredilen hakikatli dersin ruhumuza üflediği ilhamla kaleme alınmıştır.
Maddi Kalbin Sukutu, Manevi Kalbin Ölümü
Çam kozalağını andıran o et parçası, yani maddi kalbimiz, Cenab-ı Hakk’ın izni ve inayetiyle bedenin her bir zerresine kan pompalayan muazzam bir hayat makinesidir. Maddi varlığımızın devamı, bu saatin durmaksızın işlemesine bağlıdır. O mekanizma bir anlığına sekteye uğradığında, koca bir beden ansızın yere yığılır ve fani dünya bağını koparır.
Aynen bunun gibi, insanı "insan" kılan bir de manevi kalbimiz vardır. Eğer bu manevi merkez, ruhumuza ve........
