Gözünü de kulağını da alıp gitmiş
İnsan bir nehrin kenarında bulunsa ve karşı tarafa bir cisim fırlatmak istese; avucuna sığacak küçük bir taşı mı daha rahat atabilir, yoksa karpuz büyüklüğünde ağır bir kütleyi mi? Elbette ki küçük bir taşı karşı kıyıya ulaştırmak çok daha zahmetsizdir.
İşte bu basit ama çarpıcı misal üzerinden baktığımızda; koca dünyayı her gün muazzam bir süratle döndüren ve uçsuz buçaksız mesafeleri bir günlük hareketle katettiren Sonsuz Kudret, elbette kulu Hz. Muhammed’i (sav) yeryüzünden alıp bütün mülk ve melekût alemlerini gezdirerek huzuruna yükseltebilir. Bu yolculuk, o Kudret için bir taşın nehrin karşı kıyısına atılmasından çok daha kolaydır.
Peki, bu muazzam yolculuk sadece ruhen mi gerçekleşti? Bu noktada hakikati arayan akıllara rehberlik eden Bediüzzaman'ın şu tespitini hatırlamak gerekir:
"Madem Sâni'-i Zülcelal, mülk ve melekûtundaki âyât-ı acibesini göstermek ve........
