Aslını muhafaza etmek asalettir
İnsanoğlunun kâinat üzerindeki en çetin ve en şerefli imtihanı, hiç şüphesiz kendisine teslim edilen emaneti tahrif etmeden, kirletmeden ve özünü bozmadan koruyabilme imtihanıdır. Yaşadığımız çağ, sürekli bir "değişim" ve "dönüşüm" masalıyla önümüze konulan her şeyi başkalaştırmaya, rengini soldurmaya ve kökünden koparmaya ayarlanmış gibidir. Oysa hak davası katında mukaddes olan; rüzgâra göre yön değiştirmek değil, fırtınanın ortasında bile köklerine sıkı sıkıya sarılabilmektir.
Bir sanat eserine, bir besteye ya da asırlardır süregelen bir geleneksel lezzete sadık kalmak basit bir gelenekçilik yahut yeniliğe kapalılık değildir. Orijinalden şaşmamak; o esere ruhunu, niyetini ve alnının terini katan ustanın hakkını teslim etmektir. Bir besteye sonradan eklenen rastgele bir nota nasıl ki o musikinin dengesini altüst ederse; bir geleneğe keyfi olarak müdahale etmek de o geleneğin omurgasını kırar. Aslını muhafaza etmek, o yüzden sadece bir tercih değil, fıtrata ve hakikate duyulan derin bir saygının, bir sadakatin tezahürüdür.
Bu sarsılmaz prensip; mesele imana, Kur'an'a ve manevi hizmetlere geldiğinde artık bir estetik meselesi olmaktan çıkıp........
