menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kabil’in çocukları

38 0
07.10.2026

İranlı sosyolog ve mütefekkir Ali Şeriati’nin insanlık tarihini özetleyen şu sözleri belki de bütün dönemleri kuşatacak, bugüne de ışık tutacak bir kötülük betimlemesidir: “Biz hepimiz Kabil’in çocuklarıyız. Kabil insanlık tarihinde daima yaşamaktadır. Çünkü Habil ölmüştür.” Bu yaklaşım biçimi, başlangıçtan beri dünyanın neden sürekli kötüye gittiğini, bütün dönemlerde neden kötülüğün iyilikten daha hızlı yayıldığını açıklayan en önemli sembolik göndermelerden biridir. İşte tam da bu yüzden dünyayı, insanlığın içinde bulunduğu durumu anlamaya insan doğasından ve onun derinlerini tanımaktan başlamalıdır. Ve o nokta, o başlangıç noktası yola çıkılan bazı yolculukların sonuna dair bazı ipuçları, bazı emareler verir. Doğrusunu söylemek gerekirse hem bireysel hem de toplumsal akışta hepimizin, her toplumun içinde iyilikle kötülük yan yana, eşit mesafede durur. Derimizin altında uyuyan iki kişilik vardır: Önemli olan Habil’i mi Kabil’i mi uyandırdığımız, hayatımızın başköşesine hangisini oturttuğumuz ve tereddütte kalınca bunlardan hangisinin sesini duyduğumuzdur. Doğrusu, Habil Kabil’in sesini, Kabil de Habil’in sesini taklit etmedikçe yani at iziyle it izi birbirine karışmadığı sürece meseleyi halletmek biraz daha kolaydır. Sesler birbirine karıştığında iyilik ile kötülüğün sınırları da kaybolur.

Habil ile Kabil hikayesi bir bakıma da hırsızlığın tarihidir. Kabil, Habil’in hayatını çalmış, onu öldürmüştür. O gün bugündür, bir insanı öldürmenin en büyük suç oluşu buradan kaynaklanmaktadır. İşin içine Kabil’i azdıran, yoldan çıkaran Şeytan’ı da dahil ettiğimizde öyle görünüyor ki şirkten, yani o en büyük nankörlükten sonra gelen kötülük zirvesi hırsızlıktır. Şeytan, kendi yoluna gidecek insanların hayatını çalma potansiyeli taşıdığı için hüküm geri bırakılmıştır. Hükmün geri........

© Milat