Odysseus’un İthaka'sı: Eve değil, özgürlüğe dönüş
İnsan, çıktığı yere aynı insan olarak dönemez. Odysseus’un asıl yolculuğu denizlerde değil, kendi içinde gerçekleşir. Bazı hikâyeler eskimez. Çünkü onlar geçmişi değil, insanı anlatır. Homeros’un Odysseus’u da böyledir. Onu binlerce yıl sonra hâlâ okumamızın nedeni, yalnızca Troya’dan İthaka’ya dönen bir kral olması değildir. Odysseus, insanın savaşla, iktidarla, tanrılarla, aşkla, hafızayla ve kendi varoluşuyla mücadelesinin en eski ve en güçlü simgelerinden biridir.
İnsanlık tarihinin en büyük hikâyelerinden biri, aslında bir savaş hikâyesi değil, bir eve dönüş hikâyesidir. Fakat Odysseus’un dönüşü sıradan bir dönüş değildir. Çünkü insan, çıktığı yere aynı insan olarak dönemez. Zaman onu değiştirir, savaş onu yaralar, aşk onu dönüştürür, kayıplar onu eksiltir. Bu nedenle Odysseus’un asıl sorusu “İthaka’ya nasıl döneceğim?” değil, “İthaka’ya kim olarak döneceğim?” sorusudur.
İşte Odysseus’u hâlâ modern yapan budur. O, kas gücünün değil, aklın kahramanıdır. Dünyayı kaba kuvvetle değil, düşünerek aşar. Canavarların karşısına yalnızca kılıçla çıkmaz; zekâsını, dilini ve stratejisini kullanır. İnsan en güçlü, en hızlı ya da en dayanıklı canlı değildir. Fakat düşünebilir, anlamlandırabilir ve kendi sınırlarını aşabilir.
İnsan, doğaya hükmettiği için değil; doğayı anlamlandırabildiği için insan olur. İşte burada Odysseus, insanlığın büyük zihinsel tehlikelerinden birine de karşı durur: Hayatı değişmez kurallara, sorgulanamaz emirlere ve geçmişin donmuş kalıplarına hapsetme arzusuna. Bazı anlayışlar insanı kendi hayatının yaratıcısı olarak değil, geçmişte kurulmuş bir düzenin itaatkâr taşıyıcısı olarak görmek ister. İnsan değişir, toplum değişir, bilgi değişir; fakat geçmişteki bir düzeni bütün zamanlar için değişmez bir hükme dönüştürmek ister.
Odysseus ise zincirlerin değil, yolculuğun insanıdır. İnsanı kendi aklından, bedeninden, arzusundan ve........
