menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milletvekillerinin müthiş uzlaşısı

34 0
01.09.2026

Türk siyasetinin en dikkat çekici paradokslarından biri şudur: Meclis çatısı altında milletin hakları söz konusu olduğunda aşılmaz duvarlar yükselir; sıra siyasetçilerin kendi haklarına geldiğinde o duvarların nasıl olup da bir gecede ortadan kalktığına kimse anlam veremez.

Anayasa denildiğinde…

“Bizim kırmızı çizgimiz var.”

“Üniter yapı tartışılmaz.”

“Parlamenter sistem.”

“İdeolojik farklılıklar.”

Derken yıllardır aynı senaryoyu izleriz.

Partiler birbirlerine sert sözler söyler, kürsülerden ağır ifadeler havada uçuşur. Televizyon ekranlarında saatlerce siyasi kavga izleriz. Sonra seçim gelir, meydanlarda herkesten aynı vaat yükselir:

“Yeni, sivil ve demokratik bir anayasa yapacağız.”

Seçim biter, Meclis açılır ve o vaatlerin yerini yeniden “kırmızı çizgiler” alır.

Ve Türkiye bir kez daha anayasa tartışmasının başladığı yere döner.

Fakat işin en ilginç tarafı burada başlıyor.

Milletin temel hak ve özgürlükleri söz konusu olduğunda birbirine tahammül edemeyenler, kendi özlük hakları gündeme geldiğinde nasıl oluyor da bir anda aynı masanın etrafında buluşabiliyor?

Milletvekillerinin maaşları, emeklilik hakları, sosyal imkânları veya çeşitli özlük düzenlemeleri gündeme geldiğinde dün birbirine “asla” diyenler, bugün aynı düzenlemenin altına imza atabiliyor.

İşte burada siyasetin en acı paradoksuyla karşılaşıyoruz:

Milletin hakkı söz konusu olduğunda siyaset, kendi çıkarı söz konusu olduğunda ise uzlaşı ortaya çıkıyor.

Çünkü vatandaşın hakkı üzerinden siyaset yapmak kolaydır; fakat kendi çıkarından fedakârlık yapmak zordur.

Bu husus; siyasetçilerin yalnızca toplumun genel yararını gözeten kusursuz aktörler olmadığını; onların da kendi kurumlarının, konumlarının ve çıkarlarının peşinden gidebileceğini gösteriyor.

Bunu anlamak için akademisyen olmaya gerek yok.

Meclis'in çalışma biçimine bakmak yeterli.

Vatandaşın emekli maaşı konuşulurken kaynak tartışılır.

Asgari ücret konuşulurken bütçe dengesi hatırlanır.

Çiftçinin borcu gündeme geldiğinde ekonomik gerçeklerden söz edilir.

Gençlerin işsizliği tartışıldığında “sabır” istenir.

Ama konu siyaset kurumunun kendi özlük haklarına geldiğinde, nedense bütçenin dili de, siyasi rekabetin dili de bir........

© Milat