menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kadını özgürleştirme vaadiyle yalnızlaştırmak: Feminizmin görmediği gerçek

7 0
13.10.2026

Bugün kadına özgürlük vadeden bir anlayış, bazen ona ait olduğu aileyi bir pranga, anneliği bir yük, eş olmayı bir bağımlılık, fedakârlığı ise bir ezilmişlik olarak sunuyor. Sonra da bütün bağlarından kopardığı kadına dönüp “Artık özgürsün!” diyor.

Peki, gerçekten özgür mü? Yoksa yalnızca daha mı yalnız?

Kadını ailesinden koparıp yalnızlığı özgürlük diye sunmak, özgürleştirmek değil; onu sahipsiz bırakmaktır!

Elbette kadına yönelik şiddet, baskı, ayrımcılık ve haksızlık kabul edilemez. Ancak kadının hakkını savunmak başka, aileyi karşısına almayı özgürlüğün şartı gibi göstermek başkadır. Eleştirilmesi gereken, kadınların hak arayışı değil; özgürlüğü aileden, ahlaktan ve sorumluluktan kopuş olarak tanımlayan feminist anlayışlardır.

İslam kadını sahipsiz değil, onurlu kılar

İslam, kadının değerini modern ideolojilerin onayına bırakmamıştır. Kur'an, insanın yaratılıştan gelen onurunu açıkça ortaya koyar:

“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn, 95/4)

Allah Teâlâ, kadın ve erkeğin birbirine düşman iki rakip olarak değil, aynı insanlık ailesinin mensupları olarak yaşamasını ister. Eşler arasındaki ilişkiyi anlatırken şöyle buyurur:

“Aranıza sevgi ve merhamet koyması da O'nun ayetlerindendir.” (Rûm, 30/21)

Dikkat edelim: Kur'an, aileyi bir esaret düzeni olarak değil, sevgi ve merhametin yaşanacağı bir yuva olarak tarif eder.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurur:

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî, Menâkıb, 63)

Demek ki kadına iyi davranmak, erkeğin lütfu değil, ahlaki ve dinî sorumluluğudur. Kadını ezen, ona şiddet uygulayan, hakkını yiyen bir........

© Milat