Hastaneye şifa bulmaya mı, azar işitmeye mi gidiyoruz?
Vatandaş devlet hastanesine hizmet almaya mı gidiyor, yoksa azar işitmeye mi?
Bu soruyu artık yüksek sesle sormanın zamanı geldi.
Hastalık insanın en savunmasız hâlidir. İnsan ağrıyla, endişeyle, korkuyla hastaneye gelir. Karşısında kendisini dinleyecek, anlayacak ve yol gösterecek bir hekim görmek ister. Fakat ne yazık ki bazı hastanelerde vatandaş, derdini anlatmaya fırsat bulamadan tepeden bakan bakışlarla, ilgisiz tavırlarla ve kimi zaman azarlayıcı ifadelerle karşılaşabiliyor.
Elbette bütün doktorlarımızı aynı kefeye koymak büyük bir haksızlık olur. İşini büyük bir fedakârlıkla yapan, hastasını dinleyen, sabırla yaklaşan, gece gündüz demeden insan hayatı için mücadele eden çok kıymetli hekimlerimiz var. Onları tenzih ediyor, emekleri için kendilerine teşekkür ediyorum.
Ancak mesele tam da burada başlıyor: Bir meslek grubundaki güzel örneklerin varlığı, yanlış uygulamaları görmezden gelmemizi gerektirmez.
Çünkü doktorluk yalnızca reçete yazmak, teşhis koymak, ameliyat yapmak veya tıbbi bilgiye sahip olmak değildir. Doktorluk aynı zamanda insanı anlamaktır.
Bir hastanın karşısında oturan kişi yalnızca bir “dosya numarası” veya “muayene sırası” değildir. O kişi bir anne, bir baba, bir evlat, bir yaşlı, bir emekçi veya hayatının en zor günlerinden birini yaşayan bir insandır.
Hastanın birkaç dakika içinde derdini anlatmasına bile izin vermeden sözünü kesmek, yüzüne bakmadan konuşmak, sorusunu küçümsemek, onu azarlamak veya “sen anlamazsın” havasına girmek hekimlik mesleğinin ruhuyla bağdaşmaz.
Vatandaş doktorun karşısında mahcup edilmesi gereken biri değil, hizmet alması gereken........
