menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hadisler 200 yıl sonra mı yazıldı? Tarihî gerçekler ne diyor?

11 0
sunday

Hadis tarihi tartışmalarında sıkça tekrarlanan bir iddia var: “Hadisler Peygamberimizden yaklaşık 200 yıl sonra yazıldı.”

İlk bakışta oldukça çarpıcı görünen bu cümle, hadislerin tarihî serüvenine yakından bakıldığında ciddi bir metodolojik yanılgıya dayanıyor. Çünkü burada kitâbet, tedvîn ve tasnif birbirine karıştırılıyor.

Bir hadisin üçüncü asırda bir hadis kitabında yer alması, o hadisin ilk defa üçüncü asırda yazıldığı anlamına gelmez.

Asıl mesele tam da burada başlıyor.

Yazmak başka, toplamak başka, sınıflandırmak başkadır

Hadislerin tarihî serüvenini doğru anlayabilmek için üç kavramı birbirinden ayırmak gerekir: kitâbet, tedvîn ve tasnif.

Kitâbet, hadislerin yazıya geçirilmesidir. Bu faaliyet daha Hz. Peygamber hayattayken başlamıştır.

Tedvîn, farklı kişilerin elinde bulunan yazılı ve sözlü rivayetlerin bir araya getirilip derlenmesidir. Özellikle Ömer b. Abdülazîz döneminde hadislerin tedvin edilmesi yönünde ciddi bir devlet politikası ortaya çıkmıştır.

Tasnif ise derlenen hadislerin belirli bir sistem içerisinde düzenlenerek kitaplaştırılmasıdır. Konulara göre düzenlenen Sünen ve Câmi türü eserler ile râvilere göre düzenlenen Müsnedler bu sürecin ürünüdür.

Dolayısıyla Buhârî ve Müslim gibi büyük hadis âlimlerinin üçüncü asırda eser vermiş olmaları, hadislerin o dönemde icat edildiğini veya ilk kez yazıya geçirildiğini göstermez.

Tam tersine, onların yaptığı şey kendilerinden önceki yazılı ve sözlü hadis mirasını toplamak, rivayet yollarını araştırmak, râvileri incelemek ve hadisleri belirli ölçütlere göre tasnif etmekti.

Kısacası, üçüncü asırda ortaya çıkan şey hadislerin kendisi değil, hadis malzemesinin daha sistematik biçimde tasnif edilmiş kitaplarıdır.

“Hadisler yazılmıyordu” iddiası tarihî deliller karşısında ne kadar güçlü?

Hz. Peygamber döneminde hadislerin yazıya geçirilmesine dair somut örnekler bulunmaktadır.

Bunların en meşhurlarından biri Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın es-Sahîfetü’s-Sâdıka’sıdır.

Abdullah b. Amr, Hz. Peygamber’den duyduğu sözleri yazdığını bizzat ifade etmiş, hatta kendisinin duyduğu her şeyi yazmasına bazı sahabilerin itiraz ettiğini, bunun üzerine Hz. Peygamber’in kendisine yazmasına izin verdiğini nakletmiştir.

Bu, “İlk iki asır boyunca hadisler yazılmadı” şeklindeki genellemenin tarihî gerçeklikle bağdaşmadığını göstermektedir.

Bir başka önemli örnek Hemmâm b. Münebbih’in sahifesidir.

Ebû Hureyre’den rivayet edilen hadislerin yazıya geçirilmesiyle oluşan bu sahife, hadis tarihinin erken dönemine ait son derece önemli bir yazılı malzemedir. Sahifenin rivayetleri daha sonraki hadis kaynaklarında bulunan rivayetlerle karşılaştırıldığında ciddi ölçüde örtüşmeler görülmektedir.

Bu durum, hadislerin sonraki yüzyıllarda masa başında üretilmiş metinlerden ibaret olduğu iddiasını ciddi biçimde sorgulamayı gerektirir.

Hz. Ali’ye nispet edilen ve diyetler, esirlerin serbest bırakılması ve Medine’nin dokunulmazlığı gibi konulara ilişkin hükümler içeren sahife de erken dönem yazılı hadis malzemesinin önemli örnekleri........

© Milat