Gürültünün altındaki boşluk: Gösteriş çağının yanılsaması
Günümüz insanı hiç olmadığı kadar görünür; fakat belki de hiç olmadığı kadar görünüşe mahkûm. Sokaklardan sosyal medya ekranlarına kadar her yerde aynı yarış var: Daha büyük ev, daha pahalı araba, daha gösterişli kıyafet, daha lüks tatil, daha dikkat çekici bir hayat…
İnsan artık yalnızca yaşamıyor; yaşadığını başkalarına ispatlamaya çalışıyor. Hatta bazen sahip olmadığı bir hayatı varmış gibi sunuyor.
Gerçekten estetik bir zevk mi bu, yoksa içeride hissedilen bir eksikliği dışarıdaki ihtişamla kapatma çabası mı?
Kur’an, dünya hayatının insanı içine çekebilecek yüzünü şöyle tarif ediyor:
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mal ve evlat çoğaltma yarışıdır.” (Hadîd, 20)
Bugünün tüketim ve gösteriş kültürünü bundan daha kısa anlatmak zor.
Çünkü mesele artık yalnızca sahip olmak değil; sahip olduğunu göstermek.
Oysa İslam'ın değer ölçüsü bambaşka:
“Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 13)
Allah katındaki üstünlüğün ölçüsü servet, marka, makam veya şöhret değildir. Ölçü takvadır.
Ne var ki biz Allah'ın ölçüsünün yerine insanların ölçüsünü koyduk. Başkalarının beğenisini, Rabbimizin rızasının önüne geçirdik. Böylece hayat bir vitrine dönüştü; insan da kendi vitrininin bekçisine…
Kur’an, gösteriş arzusunu açıkça uyarır:
“İnsanlara gösteriş yaparlar; Allah’ı pek az anarlar.” (Nisâ, 142)
Gösteriş yalnızca ibadette ortaya çıkan bir........
