menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kitap Molası 62; Kayıklar Sulardan Silindi

25 0
17.03.2026

Hemen her öykü kitabını okuyup tamamladığımda içinden bir öyküyü kendime ayırırım; üslûbuyla, temasıyla, dünyama hitap eden karakter yapısıyla, geride kalışı yahut öne çıkışıyla benim öykümdür o... Selma Maşlak’ın yakın zaman evvel Hece yayınlarından çıkan ilk eseri Kayıklar Sulardan Silindi (Ocak, 2026) bu geleneği bozdu. Gerek adıyla gerek eski İstanbul’u ve mektupların solgun çehresini hatırlatan çağrışım dünyası zengin kapak tasarımıyla ilk kitabın en üst seviyeden taşıyabileceği titizliği anlatan türden bu eser, ev sahipliği yaptığı on üç öyküyle de gönül âlemimin her köşesine dokunan türdendi. Onun için pek çok metni benimdi; içimin kırık hatıralarının, anlamsız coşkularının, tabiatla kurduğu ünsiyetindi.

78 sayfadan oluşan kitabın ilk öyküsü “Nizamettin Bey’in Hastalığı”. Nizamettin Bey’in bir lokanta önünde başlayarak geriye dönüş tekniği üzerinden eşi Elmas Hanım’la sergüzeştini anlatan dokunaklı metin bu. Müşfik bir kadın elinin, hassasiyet ve incelikle tezyin olunan bir kadın dilinin nelere muktedir olup neleri değiştirebileceğini gösteriyor okuruna. Bence göreceye açık bir yanı da var Nizamettin Bey’in Hastalığının. Zira umudun olduğu kadar çöküşün, hayal gücünün olduğu kadar hüznün, yüklenen anlamların olduğu kadar var olanın dünyasına dokunuyor o.

Maşlak’ın öykülerinde ikilemelere, pekiştirmelere yaslanan bir tutum fark edilir. Halka mâl olmuş söylemlerden faydalanılır, o kadar ki bu zenginlik bir kısmıyla pek çoğumuzun henüz tanışmadığı bir içerik taşır. Örneğin “Yurttan Sesler” öyküsü türkülerle beslenirken öz kaynaklara yönelişin açık göstergelerindendir. Bizden insanların yerleşik inançları, samimi hâlleri, öfkeleri, sevgileri, takıntıları ele alınır bu öykülerde; böylece Anadolu’nun birçok köşesine ayna tutulur. “Kedi” metni bâtıl bilinen inançlar konusunda okuru şüpheye düşürecek bir gerçeklik elbisesi giymiştir. Doğuştan altı parmaklı olup altıncı parmağıyla gören Kadriye’nin kedi ile kurduğu sıra dışı bağ zihni, yaşanan bir dizi hadise üzerinden “tevafuk”, “kendini gerçekleştiren kehanet” ve “hakikat” üçgeninde gidip gelmeye zorlarken öyküde Anadolu irfanı tüm kudretiyle hissettirilir. Keza dut ağacının dibinde dokuz yaşında can veren halanın, seneler sonra alıç ağacının dibinde ölen yeğenine intikal eden öyküsü........

© Milat