Hâli derinleştirmek
Üslûp kişinin dokusu, duyguya ve düşünceye dokunuşu, tabiatı, rayihası, kendini ortaya koyuş tarzı. Bu yüzden “kötü söz sahibine aittir” denmiş ve bu yüzden iyi ve yumuşak olan her şey kalbin aynasına hasredilmiş. Peki sessizlik? O da dâhil üslûba. Çünkü sessizlik kelâma dâhil; duruşa ve insana. “Üslûb-û beyan aynıyla insan” nice yaşanmışlığın süzdüğü aziz bir tecrübe. Bir sonraki merhaleye taşınmış yaşandıkça bu bilgelik; “üslûp her şeydir.” Spinoza, Oscar Wilde, Buffon, Ziya Paşa ve nicesine mâl edilen modern bir söylem ama hayat kadar gerçek ve güçlü. Üslûp her şey. Sahiden panikle, öfkeyle, cinnet hâlinde sarf edilmiş kelimelere dönüp nazar edildiğinde bir rüzgâr tesiri bile yapamadığı, kalplerde kalıcı olmadığı fark edilecektir. Samimiyet ve derin tefekkür içeren her söz ise bir mühür gibi ağırlığını koyup koruyacak, bir bahar manzumesiymişçesine işlenecektir muhatabının derununa. Şairin “insandan insana şükür ki fark var” dediği kavşaktır burası. İnsanı insandan farklı kılan onun kalbi ve kalbin tecelli mekânı olan üslûbu. Üslûplar da yaratılanlar gibi çeşit çeşit, rengârenk. Onu inceltmek, ziyadeleştirmek, güzel ile hemhâl olmakla mümkün.
Yol, yürüdükçe azalmayan bir serüven. Ne tuhaf. Tuhaf olan keşfedildikçe artması serüvenimizin…
Bilmemenin Hafifliği…
Burada, ekseriyetle ulaşmak istediğim diyarları kaleme alsam da ucundan da olsa tecrübe etmediğim, kıyısından geçmediğim hiçbir şeyi yazmamaya çalıştım. Burada hâtıralarımı, kaygılarımı, umutlarımı, sevinçlerimi, yaralarımı, bakış açımı paylaştım. Geçtiğimiz gün bir arkadaşımla kahve eşliğinde hasbihâl ederken üç sihirli kelime döküldü farkında olmadan dudaklarımdan; “sana şifanın reçetesini veriyorum; bakma, duyma, görme”. Sonra kendi sesime saplanıp kaldı düşüncelerim. Yazıyla yaşayan, ufkunu edebiyatla besleyen, üreten, hayatının........
