Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan Güvenlik Mimarisi NATO’nun Kopyası Olmamalı
İslamabad’dan Mekke’ye, Batı Asya’dan ASRİKA’ya uzanan yeni bir güvenlik arayışı
Dünya yeniden şekilleniyor.
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra tek kutuplu bir düzenin kurulacağı düşünülmüştü. Fakat bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki mesele yalnızca güç merkezlerinin değişmesi değil; güvenlik mimarilerinin de yeniden tanımlanmasıdır.
Tam da bu nedenle Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında gelişen savunma ve güvenlik iş birliğini yalnızca üç ülkenin askerî ilişkileri çerçevesinde değerlendirmek eksik kalır.
Bu oluşum, NATO'nun İslam dünyasındaki bir kopyası mı olacaktır; yoksa İslam dünyasının kendi jeopolitiğinden doğan özgün bir güvenlik mimarisinin başlangıcı mı?
Ben ikinci ihtimali daha anlamlı buluyorum.
NATO'nun kopyasına neden ihtiyaç yok?
NATO, 1949'da İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan çok özel tarihsel şartların ürünüdür. Avrupa'daki güvenlik boşluğu, Sovyetler Birliği'nin oluşturduğu tehdit algısı ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa güvenliğinde kalıcı bir rol üstlenmesi, Atlantik İttifakı'nın temelini oluşturmuştur.
Başka bir ifadeyle NATO, belirli bir coğrafyanın, belirli bir tarihsel dönemde, belirli bir tehdit karşısında geliştirdiği kolektif savunma modelidir.
Oysa Batı Asya'nın, Güney Asya'nın ve Afrika'nın güvenlik sorunları aynı değildir.
Burada devletler arası çatışmalar kadar terörizm, vekil yapılar, enerji güvenliği, deniz ticaret yolları, siber tehditler, ekonomik bağımlılık, savunma sanayii bağımlılığı ve dış müdahaleler de güvenlik denklemine dahildir.
Üstelik İslam dünyası tek bir coğrafyadan ibaret değildir. Batı Asya'dan Körfez'e, Kızıldeniz'den Kuzey Afrika'ya, Hint Okyanusu'ndan Güney Asya ve Güneydoğu Asya'ya uzanan geniş bir jeopolitik kuşaktan söz ediyoruz.
Bu nedenle “İslam NATO'su” gibi bir kavram, daha başlangıçta yanlış bir istikamete yöneltebilir.
Mesele NATO'yu taklit etmek değil; İslam dünyasının kendi tarihinden, coğrafyasından ve ihtiyaçlarından hareket eden özgün bir güvenlik sistemi kurmaktır.
Üç ülke, üç farklı güç unsuru
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın aynı güvenlik denkleminde buluşmasının önemli bir tarafı da burada yatıyor.
Türkiye'nin savunma sanayii, askerî tecrübesi, jeopolitik konumu ve diplomatik kapasitesi...
Pakistan'ın Güney Asya'daki stratejik konumu, askerî gücü ve nükleer caydırıcılığı...
Suudi Arabistan'ın enerji kaynakları, finansal kapasitesi ve Körfez'deki stratejik ağırlığı...
Bunlar birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan güç unsurlarıdır.
Fakat bu tamamlayıcılığı sadece askerî alanda bırakmamak gerekir.
Teknoloji, enerji, finans, ulaştırma, savunma sanayii ve güvenlik aynı stratejik çerçevenin parçaları hâline getirilmelidir.
Çünkü 21. yüzyılda savaşları yalnızca ordular kazanmıyor. Teknolojik kapasite, ekonomik dayanıklılık, enerji güvenliği ve lojistik üstünlük de savaşın sonucunu........
