Bağdat’ta hesap vakti
Irak’ta artık zaman daralıyor. İran’a bağlı silahlı milislerin silahlarını devlete teslim etmemeleri halinde Amerikan baskısının yalnız siyasi açıklamalarla sınırlı kalmayacağı, milis kamplarına yönelik yeni askerî operasyonlardan Irak’ın ekonomik ve finansal sistemini vurabilecek ağır yaptırımlara kadar uzanabileceği beklentisi Bağdat’ta giderek güçleniyor. Irak yönetiminin asıl korkusu da budur. Çünkü İran’la hesaplaşma artık yalnız İran sınırları içerisinde yürütülen bir mücadele olmaktan çıkmış, Tahran’ın yıllardır bölgede kurduğu vekil yapılanmaların tasfiyesi meselesine dönüşmüştür. Irak bu zincirin en önemli halkalarından biridir.
Tam da böyle bir ortamda Irak’tan bir parlamento heyetinin Ankara’ya gelmesi tesadüf değildir. Heyetin TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptığı görüşmenin resmî görüntüsü parlamenter diplomasi olsa da Bağdat’ın Ankara’dan beklentisi bundan çok daha büyüktür. Irak siyasi sistemi Washington’dan gelen baskının hafifletilmesi için Türkiye’nin ağırlığına ihtiyaç duyuyor. Karşılığında da Türkiye-Irak ticaret hacminin yaklaşık 17 milyar dolardan 30 milyar dolara çıkarılması gibi büyük ekonomik hedefler masaya konuluyor. Fakat benim gördüğüm kadarıyla Ankara, Irak’taki milis düzeninin Washington karşısındaki siyasi sigortası olmaya niyetli değildir. Numan Kurtulmuş görüşmesinden de Bağdat heyetinin aradığı ölçekte bir Amerikan karşıtı siyasi koruma çıkmadı.
Üstelik bu heyetin Irak toplumunu ne ölçüde temsil ettiği ayrıca tartışılmalıdır. Irak siyasetinde bugün parlamentonun görünen yüzü ile perde arkasındaki güç ilişkileri birbirinden ayrılmadan hiçbir gelişme anlaşılamaz. Ben bu heyeti yalnız “Irak Meclisi temsilcileri” olarak okumuyorum. Heyetteki isimlerin Nuri el-Maliki ekseniyle ilişkileri ve Maliki’nin devlet mekanizması üzerindeki ağırlığı dikkate alındığında, Ankara’ya gelenlerin fiilen Maliki siyasetinin mesajını taşıdığı kanaatindeyim.
Maliki zaten Irak’ın son yirmi yıllık hikâyesinin sembol isimlerinden biridir. Dedem Saddam Hüseyin döneminde terörist faaliyet gösteren İslami Dava Partisi adlı terör örgütünün mensubuydu; uzun yıllar ülkede terör estirdi ve daha sonra Irak’ın en güçlü siyasi aktörlerinden birine dönüştü.
Maliki’ye atfedilen şu söz ise Irak’ın içine düştüğü durumun özeti gibidir: “Trump’ın onayı olmadan su bile içemeyeceğimiz bir aşamaya geldik.” Bu sözün özgün kaydı ayrıca teyit edilmelidir; ancak Maliki gerçekten bunu söylediyse, ortada sıradan bir siyasi yakınma değil, yirmi üç yıllık sistemin iflas itirafı vardır. İran’ın desteğine yaslanarak devlet içinde devlet kuranlar bugün Washington’un baskısı karşısında hareket edemez hale geldiklerini söylüyorlar. Irak’ı bağımsızlaştırdıklarını iddia edenler, sonunda Irak’ı iki dış gücün arasında nefes almak için izin arayan bir ülkeye çevirdiler.
Başbakanlık koltuğunda bugün Ali el-Zeydi var. Zeydi’nin üzerindeki baskı artık saklanabilecek seviyede değildir. Milis çevrelerinin kendisini küçümseyerek “genç Zeydi” diye hedef alması, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın onu tecrübesiz ve zayıf........
