Rahmet peygamberine hasret büyüyor
Yarın Mevlid Kandili’ni idrak ediyoruz. Kâinatın Efendisi Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in (s.a.v.) dünyayı şereflendirdiği gece.
Yarın akşam mübarek gecelerin ilki olan Mevlid Gecesi’ni idrak edeceğiz. Mübarek gece, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v) dünyayı şereflendirmesini anmak amacıyla her yıl Müslümanlar tarafından büyük bir coşkuyla idrak ediliyor. Yarın gece, Hicri takvime göre Rebiülevvel ayının 12. gecesine denk geliyor. Camilerde özel programlar düzenlenecek, her yerde Kur'an-ı Kerim okunacak ve dualar edilecek. Müslümanlar bu geceyi ibadetle, tövbe ve istiğfarla geçirecek. Yaşadığımız hayatın muhasebesini yapacak, daha iyi bir mümin ve kul olmaya çalışacağız. Hazret-i Peygamberin örnek hayatını düşünecek, okuyacak ve O’nun gibi yaşamaya gayret göstereceğiz. Eller semaya insanlığın huzuru, affı ve merhameti için, masumların ve mazlumların korunması için açılacak. Müminlerin günahlardan ve hatalardan arınması için bu gece büyük bir fırsat.
Bu gece Mevlid Kandili. Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhisselam’ın doğduğu gece. İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen o büyük Önderin dünyaya en büyük değeri kattığı ulvi zaman. Doğduğu çağda, türlü zulüm, kötülük, cehalet dünyanın her tarafını kaplamıştı. O, Allah’ın kendisine verdiği görev ile peygamber oldu ve İslam dinini dünyaya yaydı, yeryüzü karanlıktan aydınlığa döndü, nurlandı. Zulüm yerine adalet, düşmanlık yerine kardeşlik, fitne yerine huzur geldi onun eliyle. O’na inananlar gerçek manada mümin oldular, akılları/kalpleriyle bağlandılar, necip ümmet oldular.
Onun gelişiyle akan kanlı gözyaşları dindi. Zalimler bir bir karanlık köşelere, izbe yerlere sindi. Masum kız çocukları diri diri toprağa gömülmekten kurtuldu. Vahşet ve zulüm sona erdi. Arabistan topraklarında doğan İslam güneşi, yeryüzüne barışı, hakkı, adaleti, iyiliği, şefkati, merhameti, muhabbeti, sadakati ve fazileti yaydı.
Mahzun yürekler onunla uyandı, yorgun bedenler onunla canlandı, ümitsiz kalmış olan köleler, cariyeler, yoksullar onun el uzatmasıyla insanlıklarını hatırladılar. Yeniden inandılar, güvendiler, güldüler. Keder bitmiş, hüzün sona ermişti artık. Onlar da insan olmanın farkına, şerefine, izzetine ve şuuruna varmışlardı.
Dünyanın eşsiz insanı, büyük peygamber dünyaya şeref vermişti. Doğu uyanmış, Batı şaşırmıştı. Sömürenler kızmış, gaddarlar öfkelenmişti. Hesapları bozulmuştu her şeyden önce. İnsanlar kendilerini sorgulamaya, başkalarına yardım etmeye başlamıştı. Herkes önce insanlığını, sonra da Müslümanlığını hatırlıyordu. Bir iyilik medeniyeti doğmuştu Mekke ve Medine’ye, sonra da bütün İslâm âlemine ve her yere… Akıllar ikna olmuş, kalpler tatmin olmuştu. Her şey ayan beyan görülüyor, hakikatler fark ediliyordu.
Aradan asırlar geçti. Bugün de o yüce nebinin yolundan gittiğimizi iddia ediyoruz. Ona lâyık ümmet olduğumuzu sanıyoruz. Onun bizi sevdiğini öne sürmekteyiz. Peki bu ilgiye, bu sevgiye lâyık mıyız? Gazze’de, Kudüs’te, Filistin topraklarında her gün onlarca Müslüman katledilirken hangi müminin kalbi kanamakta, yüreği daralmaktadır? Yoksa bu acılar bizi pek ilgilendirmiyor mu? Öyle ya, biz sıcacık yatağımızda yatarken, yakınlarımızla muhabbet ederken Filistin’de ve........
