İslam Birliği’ne doğru ilk adım: Mekke Anlaşması
Türkiye, Pakistan ve Arabistan arasında imzalanan “Mekke Anlaşması”, İslam dünyasında büyük bir sevince vesile oldu.
Cuma günü tarihî bir gündü. O gün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kıymetli bir anlaşma imzalandı. Buna göre, üç ülkeden birinin başkaları tarafında hedef hâline gelmesi hâlinde üç ülkeye birden saldırılmış sayılacaktı. Bölgede caydırıcılık rolünün öne çıktığı bu hayırlı anlaşma, yıllardır beklenen İslam Birliği’nin ilk ve en önemli adımıdır. Bu savunma iş birliğine diğer İslam ülkelerinin de en yakın zamanda katılması bekleniyor. Böylece bölgede kan akıtan zalimlerin önüne set çekilmiş ve soykırımlar sona erdirilmiş olacak. Ülkemiz adına ikinci mühim gelişme de “Terörsüz Türkiye” kanun tasarısının Adalet Komisyonu’nda dün sabaha karşı büyük bir çoğunlukla kabul edilmiş olmasıdır. İnşallah tasarı, yarın meclisten de geçecek ve Türkiye’de yeni bir dönem başlamış olacak. Şimdi yeni çıkan ve okunması gereken önemli kitaplardan bahsetmek istiyorum.
Yıllarca Batı tarafından “Filistin Sorunu” gibi uydurma bir kavram yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Bu uyduruk mefhumu Müslümanlar da ne yazık ki şuursuzca kullandı. Hâlbuki Filistin de Filistinliler de hiçbir zaman mesele çıkarmadılar. Aksine daima problem çıkaran ve bölgeyi kan deryasına çeviren, İsrail terör örgütüydü. Okuyucularım bilir bu güruha bilerek ‘devlet’ demiyorum. Çünkü İsrail hiçbir zaman ‘devlet’ olamadı, ‘devlet gibi’ hareket edemedi. Her vakit terör faaliyetleriyle anıldı, hatırlandı. Çocukların katili oldu, yaşlıları, kadınları katletti, soykırımlar yaptı, masum Filistinli vatandaşların evlerini başlarına yıktı, mekânlarını çaldı, camilerini bombaladı. Çarşı pazarlarına füze attı. Dolayısıyla ona ‘devlet’ demek büyük bir hata! Bu tabiri kullananlar, dünyadaki bütün devletlere haksızlık ediyor. O, ‘İsrail Terör Örgütü’dür. Bu suçlarıyla er-geç dünya mahkemelerinde yargılanacak, çetin hesap verecektir.
İSRAİL PROBLEMİ VE İSLAM
İsrail Problemi ve İslâm, İsmail Râci Farukî’nin eseri. İnkılâb Basım Yayım’dan çıkan kitabı, Halîm Akçam Türkçeye tercüme etti. Dünyanın en önemli gündem meselesine düşülmüş tarihî bir not, vicdani bir kayıt. Bölüm başlıkları şöyle: “Problemin Üç Boyutlu Niteliği”, “Hristiyan Batı’da Yahudilerin Konumu”, “Özgürleşme ve Sonrası”, “Avrupa’nın Romantik Gerilemesi”, “Siyonizm Avrupalı Yahudi’nin Çaresizlik Çıkışı”, “Yahudi Evrenselciliği ve Etnosentrizm”, “Din Olarak Siyonizm”, “Siyasî Proje Olarak Siyonizm”, “İslâm ve Yahudilik”, “İslâm ve Siyonizm”. Mütercimin “Takdim”indeki ilk satırları okuyalım: “Bu kitap, bir çağın vicdan azabını, bir coğrafyanın kanayan yarasını ele alıyor. ‘İsrail Problemi’ denilen o girift düğümü, ne sadece gazete manşetleriyle ne de günlük politikanın yavan diliyle anlatmaya kalkışıyor. Eser, meselenin köklerine iniyor; tarihin karanlık dehlizlerine, fikrin kıvılcımlarına ve teolojinin o k kadim, o yanık sesine. Evvela, şu suni devlet… Batı’nın gözbebeği, ama Doğu’nun başına sarılmış bir ur. Kurulurken birden fazla amaca hizmet etti. Bir üs olarak, bir jandarma olarak, bir fitil olarak. Çevresindeki bölgelerin kaynaklarını emen, onların uyanışını dizginleyen bir yapı. Sonra petrol devreye girdi. İsrail, o zaman da bir müttefik olarak görüldü, ama boynunda tasma olan bir müttefik. Batı’nın bölgeye her müdahalesine meşruiyet kazandıran bir gerilim unsuru. Dahası, geçmişte Yahudilere karşı işlenen o korkunç cinayetlerin utancını hafifletmek için biçilmiş kaftan. Vicdanlar, bir devlet kurarak rahatlatıldı. Ama hangi vicdanlar? Batı’nın hasta vicdanları!”
Son yıllarda yayımlanmış en kıymetli eserlerden biri olan İsrail Problemi ve İslam, hakikaten ‘bir dava kitabı’. Tanıtım yazısını okuyalım şimdi de: “İsmail Raci Farukî… Bir ilim adamı, bir mütefekkir. Ve bir dava adamı. İsrail Problemi ve İslâm adı bile ürkütüyor insanı. Zira burada bir mesele değil, bir yara var. Yüzyıllık, kanlı, vicdan sızlatmayan bir yara. Farukî, bu eserinde İslam’la İsrail arasındaki o dolaşık, o çetrefil ilişkiyi didik didik ediyor. Tarih de var, siyaset de, teoloji de. Ve hepsinden öte: Hakkın ve adaletin sesi. Sesini yükseltmekten çekinmeyen, Batı’nın maskesini indiren bir ses. Müstemlekecilik, Siyonizm, toprak, kimlik…........
