Onlar Gecenindir
Akşam... Yalnızlar yaktılar içlerindeki lambayı... Işığı hüzün... Işığı endişe... Işığı ıstırap olan... Ve yine ışığı geceyi karşılayan... Ve yine ışığını yürekte taşıdıklarından alan...
Yalnızlar yaktılar içlerindeki lambayı... Ve başladılar açlıklarıyla mücadeleye... Doygunluğun ne olduğunu bilmemek onlara özgü bir hâl... Karanlık, çöküşüyle aydınlığı yok ederken, başka anlamlar da taşıyor zihinlere...
Ve iç içe geçmiş düşüncelerin yumak halinde zihnimde dönüp durması... Gündüzün değil de akşamın... Ve tabii ki gecenin, insanlara daha fazla ilham kaynağı olduğu, bu vakitlerde doğurganlıkların daha çok olduğu konusunda düşündürtüyor beni... Okuduklarımdan çıkartıyorum bu düşünceyi... Ve yaşadıklarımdan belki de...
Yalnızlıklarını titrek bir ışık gibi korkuyla içlerinde taşıyanlara, niçin gündüzün çağıltılı, ışıltılı ve coşkulu, o her şeyi bürüyen aydınlığı değil de akşamın karanlığı, gecenin görünenleri görünmez hale getirişi, bütün güzellikleri, aynı zamanda kirlilikleri de örtmesi ilham kaynağı olur? Akşamın şehre indiği ve evlerde; ağır kumaş perdelerin çekildiği bu saatlerde birileri, bir yerlerde kendi başlarına kalarak, kendileriyle birlikte ve kendileri olurlar.
Zira, onları kendileri olmaktan, kendileriyle olmaktan alıkoyanlar çekilip gitmiştir artık. İşte onlar akşamı, geceyi ve yalnızlığı dost edinenler; akşamın, gecenin, yalnızlığın dost ettikleri, dost bildikleridir.
Ey dide nedir uyku, gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde”(Erzurumlu İbrahim Hakkı) mısralarında özetlendiği gibi, insanların en derin uykularını uyudukları, ama........
