Hasan Aksoy’un ardından
Bazı insanların ömrünü yıllarla ölçmek doğru değildir. Kaç yıl yaşadığına bakarsınız; kısa dersiniz. Sonra o kısacık ömrün içine nelerin sığdırıldığına bakarsınız ve susarsınız.
Hasan Aksoy kardeşimiz de böyle biriydi. 1993 doğumluydu. Daha yapacağı çok iş, yürüyeceği çok yol vardı. Fakat 2025 yılında yakalandığı kanser hastalığı genç bedenini yordu. Yaklaşık bir yıl süren mücadelenin ardından Rabbine yürüdü.
Onu tanıyanların zihninde şimdi aynı soru dolaşıyor olmalı: Bu kadar kısa bir ömre bu kadar işi nasıl sığdırdı?
Hasan, Mardinli bir ailenin evladıydı. Babası, bölgede ilim ve davet faaliyetleriyle tanınan ve sevilen Molla Abdullah Hoca’ydı. Küçük yaşlardan itibaren ilim ortamında yetişmiş, babasının dizinin dibinde öğrendiklerini yalnız kendisine saklamamıştı. Öğrenmenin yanında öğretmeye, bilmenin yanında yaşamaya çalışmıştı.
Ama Hasan’ı anlatırken benim zihnimde onun yaptığı işlerden önce ahlakı beliriyor. Sessizdi, sakindi…
Sesini yükselttiğine pek şahit olmazdınız. Konuşurken karşısındakini incitmemeye dikkat eden, mahcubiyeti yüzünden okunan bir insandı. Bugün neredeyse kaybettiğimiz o güzel utanma duygusu onda fazlasıyla vardı.
Bazen iffet ve edebin daha çok genç kızlara yakıştırılarak anlatıldığı olur. Hasan’a baktığımda hep şunu düşünürdüm: Bir erkeğe de mahcubiyet, iffet ve edep ne kadar güzel yakışıyor.
Fakat bu sakinliğin içerisinde yerinde duramayan bir yürek taşıyordu. Gönlünün bir yanı Suriye’deydi, bir yanı Gazze’de, diğer bir yanı ise Afganistan’da… Elbette kendi ülkesinin gençleri de onun derdiydi. Çocuklarımızın ahlaklı, iffetli ve imanlı yetişmesi için dersler veriyor,........
