Şanlıurfa ve Kahramanmaraş saldırılarının gölgesinde; eğitim, aile ve medya üçgeninde kaybolan nesil,
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen menfur olayda hayatını kaybeden çocuklarımızın ailelerine başsağlığı, yaralanan evlatlarımıza acil şifalar dileyerek yazımıza başlamak istiyorum.
Ağzımızdan dökülen kelimelerin titrediği, bu satırları yazmanın içimizi sızlattığı bir süreçten geçiyoruz. Ancak bu karanlık tablonun tekrar yaşanmaması adına yazmak bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Çocuklarımızın karıştığı şiddet olayları, toplum olarak hepimizi derinden sarstı. Bu hadiseler münferit değil, toplumsal bir yaranın göstergesidir. Çocuklarımızı koruyamıyor, onları şiddetten uzak tutacak güçlü bir zemin inşa edemiyoruz.
Bu tablonun temelinde duygusal ihmal, ahlaki boşluk ve amaçsız yetiştirilmiş bir nesil yer almaktadır. Mesele bireysellikten ziyade; eğitimden medyaya, aile politikalarından kültürel yönelimlere uzanan geniş bir sistem sorunudur. Bu tablo doğru okunmazsa, çocuklarımızı hem fail hem mağdur olarak kaybetmeye devam edeceğiz.
İlk kırılma aile yapısında yaşanıyor. Kadın istihdamı doğru planlanmadığında annelik fonksiyonunu zayıflatmaktadır. Mesele kadının çalışması değil, bunun hangi toplumsal dengeyle yürütüldüğüdür. Annelik yalnızca biyolojik bir rol değil; vicdan, merhamet ve aidiyetin inşa edildiği temel yapıdır.
Eğitimin en kritik dönemlerinde çocukların bakıcılara ve bakım evlerine bırakılması,........
