menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Narin’in babası Arif Güran’la görüştüm: “Sayın cumhurbaşkanım, ben bu devletin bir evladıyım”

18 0
22.09.2026

Narin Güran’ın babası Arif abiyle görüntülü telefon görüşmesi yaptım. Önce sağlığını sordum, hâlini hatırını sordum. Sonra uzun uzun konuştuk. Kızından, yaşadığı acıdan, yaklaşık bir yıldır Ankara ve İstanbul arasında çaldığı kapılardan, yaşadığı kırgınlıklardan, sitemlerinden ve bugün Diyarbakır’dan Ankara’ya, Külliye’ye doğru yaptığı yürüyüşten söz etti.

Bir babanın sesine sinmiş acıyı dinledim.

Narin henüz bulunmamışken, olayın ilk günlerinde Diyarbakır’ın Tavşantepe köyüne gitmiştim. Aileyle yüz yüze görüşmüş, Narin’in kaybolduğu evin, sokağın ve köyün o günkü atmosferine yakından şahit olmuştum.

O günlerde bugün konuşulan pek çok bilgi ve iddia henüz ortada yoktu.

Bugün bu yazıyı, Narin’in hukuki sürecinden bağımsız bir yerde tutmak istiyorum. Narin daha ortada yokken, henüz bulunmamışken onun üzerinden ideolojik tepinmeler yapanlardan, Narin’in bedeni dahi bulunmamışken adres gösterenlerden, bedeni bulunduktan sonra koparılan büyük tartışmalardan ve kamuoyunda yürütülen polemiklerden bağımsız olarak yazmak istiyorum.

Çünkü Narin bütün mazlumluğu, bütün mahzunluğu ve yarım kalan çocukluğuyla bu dünyadan göçüp gitti. Geride hepimize bir şey bıraktı. Belki bir vicdan muhasebesi, belki de cevabını hep birlikte aramamız gereken ağır bir emanet.

Ben bugün, Narin’in babası Arif abiyle yaptığım görüşmenin içeriğini, onun anlattıkları ve yaşadıkları üzerinden bu yazıya taşıyacağım. Amacım bir babanın sesini duyurmaya çalışmak.

Narin benim için sıradan bir haberin adı olmadı.

Narin’in o mahzun yüzü, çocukça masumiyeti ve güleç hâli zihnimden kolay kolay silinmiyor.

O günlerde kaleme aldığım birkaç dizeyi paylaşmak istiyorum.

“Gözlerinde çocukluğun mahzun bir izi, Yüzünde yarım kalmış bir gülüşün sızı. Sen daha dünyayı tanımadan Narin, Dünya taşıdı senden geriye sessizliği.”

Ortada ağır bir acı, cevap bekleyen sorular ve hukuk içinde aydınlatılması gereken bir dosya var. Hakikat neyse onun ortaya çıkmasını istemek, herkesin ortak sorumluluğu olmalı.

Bu görüşmenin yanında Narin’in ağabeyi Baran’la da görüştüm. O da ailesinin yaşadığı süreci kendi penceresinden anlattı. Anlattıkları büyük ölçüde babasının söyledikleriyle örtüşüyordu. Bu nedenle bu yazıda ağırlığı Arif abinin anlatımına veriyorum.

Arif abi yaklaşık bir yıldır Ankara ile İstanbul arasında gidip geldiğini, farklı çevrelerin ve insanların kapısını çaldığını anlatıyor. Siyasi çevrelerden gazetecilere, farklı toplumsal kesimlerden İslami camialara, patrikhaneden cemevlerine kadar birçok kişiyle görüşmüş.

Onun ifadesiyle, insani olarak çalmadığı kapı kalmamış.

Bütün bu çabanın merkezinde ise tek bir talep olduğunu söylüyor:

“Kızımın hakkını istiyorum.”

Beni en çok etkileyen taraflardan biri, Arif abinin konuşma boyunca kendisini devlete ve millete ait olduğunu anlatma ihtiyacı hissetmesiydi.

“Ben bu devletin evladıyım”........

© Milat