menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke Anlaşması: Nereden nereye...

10 0
10.08.2026

Mekke Anlaşması sadece Orta Doğu'da değil, dünyada yeni bir dönemin başladığını işaret ediyor. Hem de savunmadan mesajlaşma uygulamalarına kadar...

Türkiye, S. Arabistan ve Pakistan arasında Mekke Anlaşması imzalandı. Anlaşmanın S.Arabistan'ın başkenti Riyad'da değil de İslam Dünyası'nın başkenti Mekke'de imzalanması başlı başına düşünülmesi gereken bir konu.

Fakat oraya gelmeden dikkatinizi çekmek istediğim birkaç mesele var:

İbrahim Anlaşmaları tarih oldu

İbrahim Anlaşmaları tarih oldu

Anlaşmaya ilk tepki İran'dan geldi

Anlaşmaya ilk tepki İran'dan geldi

Mekke Anlaşması'nı imzalayan ülkelerden herhangi birine saldıran hepsine saldırmış sayılacak.

Mekke Anlaşması'nı imzalayan ülkelerden herhangi birine saldıran hepsine saldırmış sayılacak.

ABD Başkanı Trump, S. Arabistan Kralı Selman ve Mısır'ın zoraki başkanı Sisi...

Ne tuhaf değil mi? Dünyaya demokrasi taşıdığını iddia eden ABD, ülkeyi kardeşinden devralan bir saltanat lideri ve bir darbeciyle dünya maketinin üzerine el koymuş poz veriyor. Gerçi demokrasiyi de savaş uçaklarıyla götürüyor, bu da bir hayli ironik.

2017 yılında verilen bu pozun ardından dünya şok oldu, çünkü bu apaçık bir meydan okumaydı. Sadece üç yıl sonra ABD öncülüğünde İbrahim Anlaşmaları yapıldı. Bu anlaşmalar İsrail ile Arap devletlerinin normalleşmesini amaçlıyordu.

İbrahim Anlaşmaları denilmesinin sebebi; Hz. İbrahim Peygamber'in hem İslam hem Hristiyanlık hem de Yahudiliğin ortak paydası olmasıydı.

Devam eden yıllarda İsrail ile bazı Arap ülkeleri yakınlaşmaya başladı. Hatta Hindistan'dan başlayıp İsrail'den Avrupa'ya uzanan bir ticaret yolu (IMEC) için girişimler bile yapıldı. Bu, bir bakıma İbrahim Anlaşmaları'nın meyvesiydi.

İşler yolunda gibi görünüyordu. Ta ki Ekim 2023'teki Aksa Tufanı'na kadar...

On yıllardır toprakları işgal edilen ve sürekli evleri bombalanan Gazzeliler, Mossad'ı uykusunun en tatlı yerinde yakaladı.

O andan sonra işler İsrail için hızla tersine döndü. IMEC projesi parçalandı, Araplarla normalleşme rafa kalktı.

'İki ayaklılar kötüdür' hikayesi

Sivil katliamları, bombalanan hastaneler ve Eipstein skandalları derken durum İsrail için içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Böyle bir anda en mantıklı seçenek eski kartları yeniden sahaya sürmekti: İran.

George Orwell'ın Hayvan Çiftliği kitabında Bay Jones ne ise; ABD ve İsrail için İran oydu:

'DÖRT AYAK İYİDİR, İKİ AYAK KÖTÜDÜR'

Gerçi kitabın sonunda çiftliğin diktatör domuzuyla insanların arası düzeliyordu. İsrail – İran arasında böyle bir şey görmek, Orta Doğu'da gördüğüm onca şeyden sonra beni şaşırtmaz.

Konumuza dönecek olursak; İsrail çıkış biletini İran'a saldırmakta buldu. Bu hamle yeni bir kaosu getirdi. İran karşı saldırıya geçince İsrail'in demir kubbesi delik kubbeye döndü. Asıl darbe ise çok daha büyüktü.

Arap ülkelerinden birer birer dumanlar yükseldi. Söz konusu ülkeler, ABD'nin kendilerini korumada yetersiz kaldığını gördü. Bu durum, halihazırda bölgede yoğun çalışmalar yürüten Türkiye'nin işine yaradı.

Gerek askeri gerek diplomatik gücüyle Türkiye, dünya sahnesinde kendini defalarca kanıtladı. İşte bu yüzden Türkiye'nin yanında görüntü vermenin bile ABD'nin peş peşe patlayan radarları ve füzeleri tutamayan sistemlerinden çok daha güvenli olduğu anlaşıldı.

Arap dünyası için artık masada tek seçenek kaldı: Türkiye'nin müttefiki olmak.

Zaten inanç birliği ve tarihsel bağlar sebebiyle Türkler ile Arapların ittifak kurması şaşırtıcı değil, ancak İsrail açısından bunun anlamı İbrahim Anlaşmaları'nı yok saymak demek. Daha net........

© Milat