Seferden seyahate evliya çelebi
Onu ne tarihle, ne edebiyatla, ne kültür taşıyıcılığıyla, ne de “masalcı” sıfatıyla sınırlandırabilirsiniz. Evliya Çelebi, tarihe zar zor sığabilen nevi şahsına münhasır kişiliği, yaşayışı ve eserindeki benzersiz anlatımıyla unutulmaz ve ihmale gelmezler arasına çoktan karışmıştır.
Miladi yıla göre doğumu 25 Mart 1611, hicri yıla göre ise 10 Muharrem 1020. Osmanlı’nın klasik devirden kopmak üzere olduğu bir zamanda dünyaya geldi. Devrin padişahı 1617’ye kadar tahtta kalacak olan Sultan I. Ahmed’di. Babası ve ondan önceki ataları, İstanbul fetholunduğundan itibaren İstanbulluydu, hem saraya hem de padişahlara daima yakın olmuşlardı. Evliya Çelebi’nin çocukluğu ve gençliği, neredeyse I. Ahmed sonrasındaki saltanat kadar hareketli geçti.
1635’te babasının eşliğinde, Sultan IV. Murad ile Revan Seferi’ne katıldı ve bir yıl kadar sonra ise saraya kabul edildi. Sarayda kalışı IV. Murad’ın vefatına dek sürdü. Peşi sıra saray hizmetini bırakarak seyahat macerasına başladı. Peygamber Efendimiz’i gördüğü meşhur rüyasını, seyahatleri için bir vesile ve ilâhî bir “onaylama” kabul etti.
Asker kimliği düşünülürse, Evliya Çelebi’nin maceracı kişiliği biraz daha anlaşılabilir. Seyahatname’sinde yalnızca gördüğü durağan manzaraları anlatmakla yetinmedi, savaş, kuşatma, isyan gibi toplumsal olayların yanında, şaşırtıcı diyaloglar, ikili anlaşmazlıklar ya da anlaşmalar gibi olaylara da yer verdi. Dünya henüz, zamanı ağır akan ve mesafeleri zor kat edilen, serüven yüklü yolculuklarla aşılabiliyordu ve Evliya Çelebi o çağdaki hayatların değerini iyi bildi.
Babasınınki gibi bereketli bir ömür yaşadı ve yarım asır boyunca yolculuklarla doldurduğu hayatından on cilt dolusu tasvir, anı, gözlem ve tarih notlarını miras bıraktı.
Bursa, Trabzon, Kırım, Erzurum, Tebriz, Bakü, Şam, Sivas, Van, Bitlis, Lehistan, Çanakkale, Edirne, Bosna, Mora, Belgrat, Amsterdam, Viyana, Macaristan, Eflak, Boğdan, Dağıstan, Rusya, Girit, Mısır,........
