menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fecir Kavuşması: Yabandan Gönül Sılasına

19 0
07.03.2026

Şu cümleler, “fecirsizliğimize” yazılmış müthiş bir anlatımdır. Fecrin nimetlerinin Batılılaşma uğruna hor görülüşüne, unutuluşuna dair bir mersiyedir âdeta:

“… fecir saati, Müslüman için rüyasız bir uykunun sonu ve yıkanma, ibadet, neş’e ve ümidin başlangıcıdır. Müslüman yüzü, kuş sesleri ve çiçek kokuları gibi fecrin en güzel tecellilerindendir. Kubbe ve minareleri o alaca saatte görmemiş olan gözler, taşa en ilâhî mânayı veren o akılları hayrette bırakan mimarîyi anlamış değillerdir. Esmer camiler, fecrinden itibaren semavî bir altın ve semavî bir çini ile kaplanır ve İslâm ustalarının tamamlanmamış eserleri o saatte tamamlanır. Bütün mâbedler içinde güneşten ilk ışık alan camidir. Bakır oklu minareler, güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir. Şimdi heyhat, eski ‘saat’le beraber akşam da, fecir de bitti. Birçoklarımız için fecir, artık gecedir. Ve birçoklarımızı güneş, yeni ve acayip bir uykunun ateşlerinden, eller kilitli, ağız çarpılmış, bacaklar bozuk çarşaflara dolaşmış kıvranırken buluyor. Artık geç uyanıyoruz.”

Bu cümleler Ahmed Haşim’e ait. Fecirde açılmamış bir dimağı anlatabilmek uğruna, kadim şehrin semasında neşeyle dolaştırıp içimizi açarken birden bire bunalımın dehlizlerinde kayboluş kıyasıyla sözlerini nihayetlendirmesi, bir edebî maharet değil de nedir ki… Ve son derece isabetlidir.

Biten fecir ile yitirilen, iki dünya saadetinden ışıltılı bir cüzdü sanki.

Zira fecir öyle bir ilhamdı ki,........

© Milat