İstanbul sele teslim oldu, peki ya sonrası?
14 Ekim günü İstanbul'da hayat adeta durdu.
Yollar göle döndü. Alt geçitleri, metroları, AVM’leri su bastı. Araçlar yollarda, insanlar iş yerlerinde mahsur kaldı. Evlerine ve iş yerlerine su giren insanlar, bir yandan canlarını bir yandan da yılların emeğini kurtarmaya çalıştı.
Milyonlarca insanın yaşadığı İstanbul, şiddetli yağışın karşısında zor bir gün geçirdi.
İstanbul Valiliğinin açıkladığı rakamlar da durumun ciddiyetini gösteriyor.
14 Ekim'de saat 06.00 ile 20.00 arasında AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezi'ne toplam 2 bin 518 ihbar ulaştı. Kayıtlara 1.277 su baskını olayı geçti. Bunlar sadece rakam.
Oysa her rakamın arkasında bir insan, bir aile, bir hayat var.
Bir esnaf için su basan dükkân, belki de yıllarca çalışarak kurduğu işinin zarar görmesi demek. Bir aile için evini su basması, yalnızca eşyalarının ıslanması değil, kendisini güvende hissettiği yerin artık güvenli olmaması demek.
Peki, bütün bunların sorumlusu sadece yağmur mu?
Öncelikle bir gerçeği kabul etmek gerekiyor.
İstanbul'a gerçekten olağanüstü miktarda yağış düştü. Bazı yerlerde metrekareye 220 kilogramdan fazla yağış kaydedildi.
Bu ölçekte bir yağışın ciddi sorunlara yol açabileceğini göz ardı edemeyiz.
Ancak yağışın olağanüstü olması, şehirlerin buna karşı ne kadar hazırlıklı olduğunu sorgulamamıza engel değil.
İstanbul yıllardır büyüyor.
Yeni binalar yapılıyor, yollar açılıyor, mahalleler genişliyor. Eskiden toprağın emdiği yağmur suları, bugün büyük ölçüde beton ve asfaltla karşılaşıyor.
Peki, şehir büyürken yağmur suyu altyapısı da aynı hızla büyüyor mu?
Dere yatakları ne kadar........
