Haydutvari Dünya Düzeni (1)
(Bu yazımı öteden beri savım olan “Arz-ı Mev’ud” denkleminden bağımsız yazıyorum. O konu ayrı bir başlık.)
ABD-İsrail ittifakının 160 masum, sivil ve hiçbir günahı olmayan kız öğrenciyi öldürmek suretiyle İran’ı vurması ve saldırının ilk saatlerinde İran’ın dinî lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi, sadece bölgemizi değil, bütün dünyayı nasıl bir geleceğin beklediğini anlamamız açısından yeterlidir.
Yeni bir düzene gebe olan dünya, mevcut koşullarda en güçlü devletlerin paylaşım anlaşmazlıkları büyük savaşlara kapı aralıyor. En kötü döneminde bile görülmemiş hukuksuzluklar çok sıradan uygulamalarmış gibi sergilenirken, bir uluslararası kuruluş çıkıp “Ne oluyoruz?” diyemiyor. Yeryüzü keyfiliğin, zorbalığın, haydutvari operasyonların, saldırıların bu kadar “müktesep hak(!)” olarak görüldüğü bir döneme ev sahipliği yapmadı.
Hatırlarsınız, kısa bir süre önce Milli İstihbarat Akademisi, “Jeopolitik Rekabetin Dönüşümü, Yeni Meydan Okumalar ve Türkiye” başlıklı bir rapor yayımladı. Oldukça çarpıcı tespitlerin yer aldığı raporda, “Uluslararası sistem tarihte az görülen çok katmanlı bir dönüşüm yaşıyor” diyor ve ekliyor: “Mevcut güvenlik paradigmasının yerini, devletler arası rekabetin sertleştiği yeni bir dönem aldı… ‘belirsizlik’ artık yönetilmesi gereken bir risk olmaktan çıkıp uluslararası rekabeti doğrudan biçimlendiren bir değişken halini aldı…”
Rapordaki bir diğer çarpıcı tespit de harp sahasındaki teknolojik değişimlerle ilgiliydi. Bu konuda raporda mevcut görünümün “Soğuk Savaş’ı andıran bir disiplin” taşıdığı ve savaşın doğasını yeniden tanımladığı belirtiliyor.
Rapor, Türkiye’nin dünyanın gidişatını erken okuduğunu ve buna göre hazırlıklarda bulunduğunu da belirtiyor.
Evet, rapor Türkiye için olumlu görülebilir ancak Türkiye savunma sanayisi alanında milli bir görevi icra ederken “Samsun’da, Sinop’ta füze denemesi yapmayın, balıklar ürküyor…” diyen bir ana muhalefet partisinin olduğu bir ülke olduğumuzu da unutmamak gerek.
Bakınız yanı başımızda........
