Ne Kaldı?
Yeşil, aynı yeşil. Mavi, aynı mavi. Beyaz, aynı beyaz.
Durağan her şey durmakta. Canlı her şey hareketli. Uçması gerekenler yürümüyor. Yürümesi gerekenler, uçmaya çalışmıyor. Bozuk saat de üstüne düşeni yapıyor, kovanın da uyuyan arı da...
Zaman su gibi, su zaman gibi akıp gidiyor. Beklemeden, takılmadan, danışmadan...
Pazartesi’den sonra, Salı geliyor yine. Kalem okunmayı, fikirler anlaşılmayı bekliyor.
Dünya dönüyor acele etmeden. Diğer gezegenleri selamlıyor her dönüşünde; eşref- i mahlukata mesken olduğuna büyüklenmeden. Kainatta ona verilen yere razı olup, sakin sakin yürüyor öylece. Diğer gezegenlerde ışıklar kapalı. Sorgulayan da yok, itiraz eden de...
Dünya’ya bakıp, iç geçirmiyorlar. Hırslanmıyorlar. Kimse yerine yabancılaşmıyor. Başkasının yerini yadırgamıyor. Yıldızlar aynı gökyüzünü paylaşabiliyor. Tek başına parlamanın faydasız olduğunu çoktan idrak etmişler bile. Gökyüzünün usul usul ışıksızlığa bürünmesini bekliyorlar her gün sabırla, vakarla. Gökyüzü bir açıyor, bir kapıyor gözlerini. Açıyor, kapıyor. Biliyor ki; ona tayin edilen görev bu. Güneş; ‘bugünde ay ısıtsın. ‘ demiyor. Ay; ‘ yıldızlar varken, bana ne gerek var. ‘diye sitem etmiyor. Kiraz dalından elma, gül tomurcuğundan lale çıkmıyor. Yağmur taneleri rekabet etmiyor, toprağa ilk düşen olmak için. Tırtıl, kelebeğe dönüşmeden önce de mutlu olmayı unutmuyor. Vaktinden........
