Kirli Çay
Küp şekeri, sıcak çayın içine attığınız zaman hava kabarcıkları çıkartıyor, erirken. Son nefesini verip form değiştirirken ve bunu yaparken de tatlı varlığını çaya teslim ederken. Ölür ve yeniden doğar gibi tıpkı. Katı formundan sıyrılıp, bir sıvının içinde yeniden hayat bulur gibi... Zaten hiçbir şey var iken yok olmaz; ancak şekil değiştirirdi, öyle değil mi, azizim? Aslolan döngüydü bir. Döngü.
Peki kaybolan duygular nereye karışıyordu, o zaman? Bunu düşündüm. Mesela birisi için duyulan sevgi, nefret ya da türevleri olan, ikisinin arasındaki sayısız duygu, hani bir kişi için 'artık hiçbir sey hissetmiyor' olunca, nereye gidiyordu? Ne oluyordu?
Bir duygunun bir başka duyguya evrilmesi durumunda, cevap zaten kolaydı; ortadaydı. Ancak, gerçekten de duyguların arasında hiçbir değişimin, dönüşümün ya da evrilmenin olmadığı bir durumda, kabaca, 'hissizleşmek' halinde yani, vardan yok olmayacağı kuralını şiar edinerek düşünüldüğünde, nereye giderdi onca şey?
Basitçe 'uzaya karıştığını' söylerim ben, onca........
