menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yener Orkunoğlu yazdı | Yeşil Kuşak’ın gölgesinde CHP’nin tasarımı: Gizli kayyumdan açık kayyuma uzanan kumpas

32 0
23.05.2026

Son güncelleme: 23 Mayıs 2026 -

Yener Orkunoğlu yazdı | Yeşil Kuşak’ın gölgesinde CHP’nin tasarımı: Gizli kayyumdan açık kayyuma uzanan kumpas

23 Mayıs 2026 Cumartesi

Türkiye siyasetinin son dönemdeki en çarpıcı tartışmalarından biri, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik artan baskılar ve “kayyum atama” senaryolarıdır. Ancak bu manzara çoğu zaman yalnızca güncel iktidar mücadelesinin bir parçası olarak okunur. Oysa mesele, kökleri Soğuk Savaş’ın derinliklerine uzanan sistematik bir örgünün bugünkü tezahürüdür.

CHP’nin içinde bulunduğu çıkmazı anlamak için, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin “Yeşil Kuşak Projesi” ekseninde şekillenen jeopolitik oyunları ve bu oyunların Türkiye’deki milliyetçi-dinci yapılarla nasıl birleştiğini yeniden okumak gerekir.

Soğuk Savaş’ın karanlık stratejisi: Yeşil Kuşak

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya iki kampa bölündüğünde, ABD ve NATO, Ortadoğu ve Balkanlar’da Sovyetler Birliği’nin yayılmasını durdurmak için yeni bir strateji geliştirdi: Yeşil Kuşak Projesi. Bu proje, bölgede yükselen sosyalist ve laik demokratik hareketleri zayıflatmak amacıyla, etnik temelli milliyetçiliklerin ve özellikle dinci ideolojilerin birer “antikomünist” araç olarak devreye sokulmasıydı.

Resmî belgelerin de gösterdiği gibi, bu politika kısa sürede somut adımlara dönüştü: Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler gibi örgütlerden, Afganistan’da Mücahitlere kadar bir dizi dinci yapı, ABD destekli birer kontrgerilla gücü olarak inşa edildi. Bu stratejinin temel mantığı basitti: Sovyetlerin yayılmasını durdurmak için, dindar kitlelerin milliyetçilikle harmanlanmış duyguları, laik ve sol hareketlere karşı bir set olarak kullanılacaktı.

Bu set, aynı zamanda, laik ve bağımsız siyasetin önüne en büyük engeli çıkaran, kontrollü bir dindarlık ve milliyetçilik dalgasıydı.

Türkiye’de inşa edilen yapı: Anti-Komünist derneklerden AKP’ye

Bu stratejinin en başarılı uygulayıcılarından biri şüphesiz Türkiye oldu. Soğuk Savaş boyunca ABD, Türkiye’deki cemaatleri ve dinci oluşumları, özellikle “Anti-Komünist dernekler” adı altında himaye etti.

Akademik araştırmalar, bu yapıların finansmanının ve lojistik desteğinin açıkça CIA tarafından karşılandığını ortaya koymaktadır. Bu dernekler, sadece komünizmle mücadele etmekle kalmadı; aynı zamanda Cumhuriyetin laik ilkelerini hedef alan bir dil geliştirdi. Türkiye’de “solculuk” ile “dinsizlik” arasında kurulan yapay bağın arkasında, işte bu Yeşil Kuşak stratejisinin ideolojik aygıtları vardı.

Bu bağın inşasında, dönemin askeri vesayet yapıları da devreye sokularak, toplumun tüm katmanlarına “sol tehlikesi” olarak sunulan bir korku psikolojisi pompalanmıştır.

Bu projenin en kritik başarısı, 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte gerçekleşti. Bu dönemde sadece sol hareketler ezilmekle kalmadı; aynı zamanda “Türk-İslam sentezi” adı altında bir devlet ideolojisi inşa edildi. Bu ideoloji, cumhuriyetçi devlet kadrolarının yerine, milliyetçi ve esas olarak dindar bir toplum mühendisliğini yerleştirerek Yeşil Kuşak’ın hedeflerini fiiliyata döktü.

Fethullah Gülen’in bu derneklerin kurucuları arasında yer alması, bugün Türkiye’yi yöneten kadroların (Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil) bu “kontrollü dindarlık” projesi içinde yetişmesi tesadüf değildir. ABD ve NATO, 2000’li yıllarda “Ilımlı İslam” söylemiyle AK Parti’nin yükselişini memnuniyetle karşılamış, bu partiyi vesayetçi laik sisteme karşı bir vurucu güç olarak konumlandırmıştır.

Mahir Çayan’ın, emperyalizmin bir iç olgu haline geldiği yönündeki saptaması iki önemli biçime bürünmüştür. Bir yanda 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesi sol hareketin gücünü kırarak, ABD beslemesi olan Yeşil Kuşak’ın siyasal güç haline gelmesinin zeminini hazırlamıştır. Öte yandan bu süreç, Yeşil Kuşak projesi ve onun siyasal gücü olan AKP ile ete kemiğe........

© Medyascope