menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yener Orkunoğlu yazdı: Epstein vakası ve ahlaki-vicdani çöküş

19 0
12.02.2026

Jeffrey Epstein dosyası, yalnızca bir suçlunun hikâyesi değil; siyaset, akademi, finans ve medya çevrelerine uzanan ilişkiler ağıyla Batı’daki güç ve dokunulmazlık düzenini tartışmaya açan küresel bir skandal haline geldi. Ortaya çıkan tablo, bireysel suçların ötesinde, denetlenmeyen gücün kurumları nasıl aşındırdığını gösteren derin bir ahlaki ve kurumsal krize işaret ediyor.

Berlin Duvarı yerle bir olduğunda Fukuyama, özgürlüğün ebedi zaferine inanarak Batı tipi liberal demokrasiyi “Tarihin Sonu” ilan etmişti. Ancak o görkemli zafer sarhoşluğu, zamanla yerini derin bir sessizliğe ve sert bir uyanışa bıraktı. ABD’nin damarlarına sızan siyasal çürümeye bizzat tanıklık etmek, bu sarsılmaz inancı büyük bir hayal kırıklığına dönüştürdü. Belki o günlerde bu ahlaki çöküşü fark edemedi, belki de parıltılı vaatlerin büyüsüne kapılıp görmezden gelmeyi seçti. Oysa bugün, Batı’nın o ışıltılı vitrininin ardında biriken ve ruhları kemiren yozlaşma, tüm çıplaklığıyla insanlığın vicdanını sızlatarak gün yüzüne çıkıyor.

ABD, elindeki iletişim araçları aracılığıyla, on yıllardır “fırsatlar ülkesi” ve “demokrasinin kalesi” olduğu anlatısıyla dünyayı etkiledi. Ancak Jeffrey Epstein dosyasının kapakları aralandığında, bu parıltılı vitrinin arkasında devasa büyük bir ahlaki çürümenin olduğu görüldü. Epstein, sadece bir suçlu değil; siyaset, akademi, finans sanat ve kültür dünyasının en üst noktalarını birbirine bağlayan çirkin bir düğüm noktasıydı. Bu dosya, bireysel sapkınlıklardan çok, bir sistemin kolektif iflasını ve kendi değerlerine ihanetini gözler önüne sermektedir.

Epstein vakasının en ürkütücü boyutu siyasi çürümedir. Washington koridorlarından Avrupa’nın kraliyet saraylarına kadar uzanan bu ağ, demokrasinin “halk için halk tarafından” yönetilmediğini, aksine kapalı kapılar ardında kurulan kirli çıkar ilişkileri ile şekillendiğini kanıtladı.

Siyasi elitlerin Epstein ile olan ilişkisi sadece bir “arkadaşlık” hatası olarak geçiştirilemez. Burada karşımıza çıkan asıl canavar, “şantaj ekonomisi”dir. Epstein’ın özel adasında ve malikânelerinde kurduğu iddia edilen kamera düzenekleri, dünyanın en güçlü insanlarını potansiyel birer rehineye dönüştürmüş olabilir. Karar vericilerin, şahsi zaafları ve suçları nedeniyle bu tip figürlere bağımlı hale gelmesi, milli güvenliğin ve kamu çıkarının nasıl kişisel bekaya kurban edildiğini gösterir. Bu durum, siyasetin artık bir hizmet alanı değil, bir “karşılıklı suç ortaklığı” kulübü haline geldiğinin belgesidir.

Bu suç ağının hiyerarşisi, sadece yerel bir çeteyi değil, küresel bir “nüfuz koalisyonunu” işaret etmektedir. Prens Andrew örneğinde görülen aristokratik dokunulmazlık kibri, eski başkan Bill Clinton gibi figürlerin Epstein ile olan şüpheli........

© Medyascope