Önder Özden yazdı: İltihabın ve tahrişin anatomisi
Toplumu insan bedeni, biyoloji ya da tıptan türetilmiş metaforlar aracılığıyla düşünmek pek de yeni sayılmaz. Tarih boyunca çeşitli şekillerde toplumlar kendilerini hiyerarşik bir örgütlenmeye sahip bedenler olarak hayal ettiler. Bu tür tahayyüllerde baş kraldı, kollar ve bacaklar çiftçiler ve işçilerdi; kalp – ya da buna benzer yaşamsal organlar – şövalyeler ya da toplumun koruyucuları olarak tasavvur edilirdi. Bu düşünme biçimi toplumu yalnızca betimlemekle kalmıyor, aynı zamanda belirli bir hiyerarşi türünü, doğal, organik ve kaçınılmaz olarak sunulan sabit bir toplumsal düzeni aktif biçimde koruyor ve meşrulaştırıyordu.
Daha sonra, özellikle modern biyoloji ve tıbbın gelişmesiyle birlikte benzer metaforlar farklı biçimler altında dolaşımda kalmaya devam etti. Toplum içindeki düşmanlar, dışlananlar ya da azınlık gruplar, sosyal bedeni ele geçirmeye çalışan virüs, parazit ya da enfeksiyon olarak da tanımlandı. Bu mantıkta toplum tehdit altındaki bir beden gibi görünürken, politik şiddet de bir tür tıbbi zorunluluk olarak yeniden çerçevelenebiliyordu. Bu algılanan istilacılara karşı bir “biyolojik savaş” düşünülebilir, hatta haklılaştırılabilir hâle geliyordu. Masum olmaktan uzak olan bu metaforlar taktiksel olarak seferber ediliyordu. Anlamı bir alandan diğerine taşıyor ve tıbbi dili bir silaha dönüştürüyorlardı.
Öte yandan toplum ile beden arasındaki ilişki basit bir metaforik aktarımdan çok daha karmaşıktır. Mesele yalnızca toplumu bir beden olarak ya da bedeni bir toplum olarak tasavvur etmemiz değildir. Burada işleyen çok daha girift bir ilişkiden söz etmek gerekir belki de – toplumsal koşulların kelimenin tam anlamıyla derimizin altına iliştiği bir mekanizmadan. Bu, yalnızca metaforla ilgili olmanın ötesindedir; maddi süreçlerle, bedensel mekanizmalarla ve yaşanmış deneyimlerle yakından ilişkilidir.
Biyolojiyi topluma dayatılan bir dil olarak düşünmek yerine, toplumun biyolojiye nasıl iliştiğini de düşünmek elzemdir. Toplumsal sorunların bedenlerimize sızmasının son derece özgül ve mahrem yollarından bahsedilebilir. Bu anlamda özellikle pandemi sırasında görünürlük kazanan enflamasyon – ya da iltihaplanma – paradigmatik bir örnek sunar. Bir bakıma bedende gerçekleşen bu yangı, toplumsal koşulların bedensel durumlara nasıl çevrildiğini, eşitsizlik, stres ve güvencesizliğin nasıl metabolize edilip içselleştirildiğini gösterir.
En temel anlamıyla enflamasyon, bedenin istilacılara – virüslere, bakterilere ya da diğer patojenlere – verdiği bir tepkidir. Bağışıklık sistemi devreye girer, şişme meydana gelir, dokular tahriş olur ve beden kendini korumaya çalışır. Enflamasyona sıklıkla kızarıklık, ısı, ağrı ve belli bir kaşıntı hissi eşlik eder. Aynı anda hem savunmacı hem rahatsız edici, hem gerekli hem de bozucudur.
Ancak enflamasyon (iltihap)........
