menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nuray Mert yazdı: Yeni rejim inşasının “mutlak butlan” safhası

33 0
monday

Son güncelleme: 25 Mayıs 2026 -

Nuray Mert yazdı: Yeni rejim inşasının “mutlak butlan” safhası

25 Mayıs 2026 Pazartesi

“Mutlak butlan kararı” olarak bilinen CHP’yi siyaset dışında bırakma çabasının son hamlesine karşı, artık demokrasi, hak ve adalet iddiası, duygusu olan tüm parti, çevre, sivil toplum örgütleri ve şahısların tepki göstermesi gerektiğine inananlardanım. Bu işin “ama”sı olmamalı.

Geçtiğimiz eylül ayı başlarında, CHP İl Örgütü’ne kayyum atanması karşısında bu türden bir tepkiyi ifade etmek için eski Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Tahsin Yeşildere ile birlikte “Demokrasi Onurumuzdur” başlıklı bir imza kampanyası çağrısı yaptığımızda büyük bir ilgisizlik ve pek çok “ama” ile karşılaşmıştık. Son birkaç gün içinde kapatılıp, yeniden açılan Bilgi Üniversitesi öğretim üyeleri olan bazı demokrat arkadaşlarımızın da bu ilgisizlik içinde olduğunu görmüştük. Zaten yakın tarihimiz susan ve sustukça sıra onlara gelen, ancak sıra onlara gelince ses vermeye başlayanlar ile dolu. Bu cehenneme giden yollar bu taşlarla döşendi.

Aynı çerçevede, “Yetmez ama evet” diyenler, “yetti de arttı” dediğinde iş işten geçmişti. Kürt siyaseti için de benzer şeyler söylenebilir. Nitekim bu koşullar içinde en çok da, Kürt siyaseti zorlanacak, zira barış sürecinin gelip dayandığı noktada, iktidar partisinin önlerine çıkardığı “ya bize tam destek verin, yoksa avucunuzu yalarsınız” ikilemi ile hırpalanacaklar. Bu kaydı düştükten sonra, yaşananları değerlendirmeye çalışalım.

Bence, uzunca bir süredir söz konusu olan artık hukuk ve demokrasi sorunu bile değil, son gelişme gittikçe sertleşen rejim değişikliği sürecinin aşamalarından biri. Cumhurbaşkanlığı sistemi bu sürecin en önemli safhası idi ama bitiş noktası değildi. Malum, özellikle son 10 yılda AK Partisi, “Yeni bir Türkiye” inşasını hedeflediğini her vesile ile ifade ediyor. Bu hedefin tam anlamıyla gerçekleşmesi için de rejim değişikliği gerekiyordu. Bugüne kadar bu süreç ciddi bir yol kat etti ancak bitmedi. Yok, söz konusu olan “şeriat devleti” kurmak değil, bu saatten sonra teokratik bir devlet arzusu ve imkânı yok. Söz konusu olan, seküler ulus devletin yerine İslami kimlik ve sembollerin öne çıktığı bir ulus devleti yorumunun geçmesi. O nedenle, AK Partisi kendini sıradan bir siyasi parti olarak görmüyor, “dava” partisi olarak tanımlıyor. Gerçi “dava”nın ne olduğunu açıkça ifade eden yok, bunun nedeni de gizli hedeflerin varlığından ziyade, “dava”dan bahsedenlerin de kafalarının net olmaması. Dahası, toplumsal değişimin geldiği noktada “dava”nın mahiyetinin de değişime uğramış olması.

Değişmemiş gibi görünen ise AK Parti liderliği ve entelijansiyasının seküler Cumhuriyet rejimine karşı bitmeyen ideolojik ve sosyolojik öfkesi ve İslami temsil adına bir rövanşın gerçekleşmesi çabası. Onlara göre, seküler Cumhuriyet rejimi “tarihi bir ihanet projesi”. Bu projenin mağdurlarının hakkını teslim etmek ve Türkiye’nin dışarda güçlenmesi için, rejimin yeniden........

© Medyascope