Müge İplikçi ile Sabun Köpüğü: Bir kadının küllerinden doğuşu
Son güncelleme: 19 Temmuz 2026 -
Müge İplikçi ile Sabun Köpüğü: Bir kadının küllerinden doğuşu
Tercih edilen kaynak olarak ekle
Babası tarafından dışlanan genç bir kadının yeminli bakire olup erkeğe dönüşmesini parçalanmış bir dille anlatan bu hikâye, yok sayılmanın ve kimlik bunalımının deneyimini sunarken yüzyılları aşarak kadın olmanın evrensel ağırlığını hissettiriyor. Bir kadının küllerinden doğuşu… Müge İplikçi seslendirdi.
René Karabash’ın “Geriye Kalan Kadın” kitabı. 2018 yılında yayımlanan bu kitap, 2026 Uluslararası Booker Ödülü finalistlerinden biri oldu. René KARABASH, gerçek adıyla Irana Ivanova, çağdaş Bulgar edebiyatının önde gelen yazarlarından biri. Çok yönlü bir isim. Yazarlığının yanı sıra oyunculuk da yapıyor ve bu alanda kazandığı prestijli ödüller de var. Şairliği deseniz o da bambaşka bir yerde duruyor diyebilirim size.
Kitaplarına bakacak olursak 2015 yılında Böğürler ve Kelebekler, 2020 yılında Zorba’nın Kuzeni ve 2022’de Omar’ın Gelecekteki Eşine Mektupları adlı kitapları olduğunu görüyoruz. Geriye Kalan Kadın ise Bulgarcadan Sevcan Kence tarafından çevrildi. Sevcan Kence’yle Zeytin Dalı’nda bir program yaptık ve çeviri sürecinin ayrıntılı boyutunu konuştuk epeyce. Dileyen oradan da görsel olarak izleyebilir. Bu kısa podcast’te ise bu küçük kitabın derinlemesine nasıl okunabileceğine dair birkaç ipucu vermek istiyorum size.
Asıl hikaye aslında Ostanitsa, yani yeminli bakire olgusu diyebileceğimiz bir olguya dayanıyor. Lekë Dugagjini Kanunu’na göre bekâret yemini eden ve Kuzey Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan ve Bosna’daki ataerkil toplumlarda erkek ve ailenin reisi olarak yaşamaya başlayan kadın anlamına geliyor bu. Böyle bir olguyu anlatan bir fotoğraf sergisinden çok etkilenen René KARABASH , 15’inci yüzyılda hakimiyetini sürdüren bu kanunlardan ve bu başlıktan yola çıkarak dilsel bir şölen diyebileceğimiz bir anlatı zemininde buna benzer bir öykü anlatıyor bize.
Ve daha ilk sayfadan itibaren babası tarafından nasıl dışlanmış bir kız çocuğunun öyküsüyle karşı karşıyayız, onu görüyoruz. Bu öyküde yalnızca bir baba kız ilişkisi değil, ikiz kardeşlerin yaşamlarını nasıl birbirine ödünç verdiğini de görüyoruz. Cinsler arası ölüm ve yaşam, böyle bir kutuplaşma arasında giden bir öykü sanki karşımızdaki. Kahramanımız Bekia bizi ilk satırlarda şöyle karşılıyor: “Yemin ederim ki ölüm döşeğime kadar hiçbir erkeğe dokunmayacağım. Hiçbir erkeğe dokunmayacağım ve içimdeki kadını sonsuza dek inkâr ederek bakire masumiyetimi koruyacağım.” Aslında içindeki kadını sonsuza kadar inkâr etmesi, onun artık bir erkeğe dönüşmesi anlamına geliyor.
Sonrasında da şöyle söylüyor Bekia bize: “Bedenin günahkâr arzularına uymayacağıma bu kutsal yeminle boyun eğiyorum. Ve bugün 12 babanın önünde Matya erkek ismini kendi tek ve özel ismim olarak kabul ediyorum. Ve kadınlar saçımı kessin, elbiselerim küle dönsün ve erkek hisleri benim sırtım, bacaklarım ve derim olsun.” Bu dönüşüm aslında hikayenin tamamen farklı bir yöne evrilmesine de neden oluyor.
Zaten yoğun ve şiirsel bir dille aktarılan bu anlatı bir yerden sonra Bekia’nın bir kimlik sorunu haline de geliyor. Bizler esasen yalnızca cinsiyetle yoğrulmuş bir girdabın içine çekilmiyoruz. Aynı zamanda Bekia’nın kendi varlığını, varoluşunu nasıl kanıtlayarak ve bunu nasıl kanırtarak kendine dair bir yol çizdiğini de görüyoruz. Sevcan Kence’nin önsözde belirttiği gibi, “Metin anlamdan çok deneyim olarak ilerler.” diyor Kence.
Evet, doğru. Ancak bu deneyimin de dilsel bir yoğunlukla ilerlediğini teslim ettiğimizde René Karabash’ın yalnızca bir kahraman deneyiminden değil, dilsel bir deneyimden de söz ettiğini ifade etmek mümkün. Dahası, hissedilmenin satırlar arasını hissetmenin çok daha önemli olduğu vurgulanıyor. Evet, biz gerçekten satırlar arasında yol alırken bu metni doyasıya hissediyoruz. Zorlanarak da olsa. Ama metnin arkasında çok güçlü bir hikaye olduğunu da teslim etmemiz gerekiyor.
Bir kadının küllerinden doğuşu
İyi ki de değil. Çünkü vuruculuğunu da bir bölümüyle buradan alıyor. Şu da bir gerçek ki aslında 21’inci yüzyılda edebiyatın artık rahatlıkla sırtını dayayabileceği bir kadınsallık Ya da kadın olma meselesine nasıl sıcak baktığının bir aynası olarak da karşımızda duruyor kitap. Çünkü burada anlatılan Bekia’nın hikayesi yalnızca Balkanlar’da geçen bir hikaye değil.
Kadınların yok sayılması yalnızca 15’inci yüzyılda değil, Renee Karabash’ın günümüzde anlattığı hikayede de ve yalnızca Balkanlar’da da değil, dünyanın birçok yerinde de ne yazık ki geçerliliğini korumaya devam ediyor. Dolayısıyla bu hikaye, yani Geriye Kalan Kadın hikayesi bir çağdaş anlatı olarak karşımıza Bekia’nın ve Bekialar’ın hikayesini çıkarıyor. Romanın adı olan Ostanitsa, Bulgarcada mevcut değilmiş.
Yazarın bilinçli olarak seçtiği bir başlık bu. Kabaca söylemek gerekirse geride kalan kadın anlamıyla karşılık bulabilecek bir anlama geliyormuş. Yazar, bu kelimeyi sözünü ettiğimiz yeminli bakire geleneğine gönderme yaparak kullanıyor. Ama biz Türkçe’de bunun karşılığının Burneşa olarak karşımıza çıktığını da söyleyebiliriz. Birçok kavramı karşılayan ama belki de en net biçimde bu kitabın başlığı olarak geride kalan kadını karşılayan bir sözcük Ostanitsa.
Dahası, metnin içerisindeki dil geride kalan kadının dili diyebileceğimiz o dil, yaşadığı travmalardan, yaşadığı savrulmalardan kaynaklı olarak kopuk kopuk, genel geçer dil bilgisi kurallarına uyum sağlamayan, zaman kiplerinin özellikle kırıldığı, paramparça edildiği, geçmiş, şimdi ve geleceğin iç içe aktığı ve bilinç akışı tekniğinin ısrarla kullanıldığı bir metin. Bu da dediğim gibi Bekia’nın ve Bekialar’ın yaşadığı dışarıda bırakılma, yok sayılma, görülmeme ve tam da yok olma üzerine kurgulanmış hayatlar içinde debelenme fikrinin dilsel karşılığı olsa gerek.
Bu açıdan bakıldığında Geriye Kalan Kadın, edebiyatın merceğinde yeni kitap geleneğine uyabilecek bir kurgu. Ama feminist geleneğin içerisinden bakıldığında en iyimser tabirle 200 yılın net bir çabası ve akışkan bir sonucu olarak önemli bir yerde duruyor ve durmaya devam edecek diyebiliriz.
Medyascope'u........
